Geceye Dair

📌 Bu yazı bir serinin parçasıdır

Bir kardeşimizle konuşuyoruz

– “gecelerin sessizliği hep hüzün verir insana, en çokta insana. Kendiyle yüzleşir “ Diyor.
Kendisinde bulacak yüz varsa belki yüzleşir diyorum bende.
Aslında geceye neyi atfediyorsak onunla yüzleşiyoruz.  Ekliyor;

– “İnsan yüzleştikten sonra da dönemiyor geriye.”

Sonra bir düşünce sarmalına giriyor insan haliyle, geceler gerçekten de sessiz mi?
Hangi gece karanlık çökünce derin bir sessizliğe gömülür?
Geceye uyanan bunca düşüncelere rağmen insan uyuyabilir mi? O zifiri karanlığı bir çığlık gibi yaran düşünce, geceyi bir şimşek gibi ansızın aydınlatırken hemde. Hani pusulasını kaybetmiş bir viranenin döne çarpa kendini aradığı gibi. İçinde ki o karanlık ve dalgalı denizlerde boğuşmayı çetin bir hesaplaşma olarak görmesi, gecenin henüz yeni başladığının bir nişanesi olarak hiçte sessiz geçmeyeceğini gösteriyor oysa. Ne var ki şairin deyimiyle ((Mataramda tuzlu su (İsmet ÖZEL) )) “Kendinin bile ücrasında” gurbeti yaşayan insan bu sessizliği çığlık çığlığa yaşıyordur. Öyle ki kendi iç âleminde olan hesaplaşmasını yaşadıklarına bağlı olarak telafi edemediğinin pişmanlığıyla…
Bu yüzden gönlün kıyısında haddi aşan dalga boyları en çokta hüznü çarpar yüzlerimize… Gecenin koyuluğunda yurdunu yitirmiş bir viranenin gurbet acısı, derinlerde bir ahın dinmez sızısı, gönül havuzuna akan ömür yarası…
Evet, gecelerin sessizliği hep hüzün verir insana, en çokta insana zira insan ulaşamadığı değil nihayetinde kavuşamadığı gönüle gömülür.
Gecelerse gündüzü olmayan bir ömür…

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top