Açtım bir fon müzik saatlerce dinledim, bir şey yazmak gelmedi içimden… İçim demişken, neler neler geçmiş içimden… Kimi zaman bir mısrada buldum kendimi, kimi zamansa bir şarkının sözlerinde, bir kemanın hüzne saran tınısında… Arayışlar içindeyim galiba diye geçirdim içimden…
İçimden neler neler geçmedi ki. Kaybolmuştum geçmiş zaman dilimlerinde. 
Henüz saçlarıma aklar düşmemişti, henüz bir düşün kırığını içimde yaşamamıştım. Yaşadığım güzelliklerin büyüsü içimdeyken, ben bir cenneti yaşıyorken, bilemezdim günü gelince cehennemin! Yüreğimi nasılda tutuşturacağını…
Neler geçmiyordu ki içimden, yarım ay misali şehrin göle olan kıyısı masal kahramanlarının başkentiydi adeta. Mevsim güz olur, şehrin görüntüsü bütün ihtişamıyla göz kamaştırırdı. Daha çok böyle bir mevsimde hazan hüznümüze ortak olurdu. Mahzun günlerimiz, kimi zamansa sevinç gözyaşımız…
İçimden bir şey yazmak gelmiyordu, dalıp gidesim vardı uzaklara. Uzak demişken en ücra uzaklar bile bu kadar yakınken, hangi uzak, beni unutturabilirdi? … Bizi sağır eden bu sessizliğin gürültüsü, o uzak diyarlardan bile duyuluyorken hemde.
İçim içim yiyiyordu içime sığdıramadıklarım. Sığ sularda boğulmak, bir damla suda hayat bulmak, korku dolu gözlerle, gözlerden ırak yürümek. Daha samimi, daha sıcak, daha yürekten olan her şeyin günü geldiğinde bir felakete dönüştüğünü görmek!
Esasen yine bir şey yazmak gelmiyor içimden. Zira dönüp dolaşıp aynı noktaya varıyorum, hayır hayır! döne dolaşa aynı yere varıyorum. Varmak istediğim menzile yine bir türlü ulaşamıyorum.
Nihayetinde Vaaz kürsülerinden bile seslensem içime, nafile! Görkemi göz kamaştıran minberlerden hutbe diye okusam seni, yine yetmez bilirim. Bu yüzden bir şey yazmak gelmedi içimden
Aslında içimden demişken…
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




