Sabah uyanıyorsun, sabaha uyanıyorsun…
Günün ilk demlerini, o sessizliği, sükûneti, ALLAH’u ekber diyerek karşılıyorsun. ALLAH büyüktür…
Bütün sıkıntıları içine alan sen, bütün sıkıntıları içinden alan RABBİ’NE yönelmenin bir tezahürüdür ALLAH’U EKBER. ALLAH büyüktür! Sabahın ilk çağrısı içindeki çağrışımlarının da bir uyanışıdır.
Uykudan hayırlı olan namaz uykudan uyandırdığı gibi, dalıp gittiğin dünya hayatında da bir uyanışa vesile!
ALLAH’I zikretmenin O’nu anmanın büyüklüğü karşısında kendi acizliğini görmenle güne başlaman, hiçliğin “imge”si olsa da bir yönüyle de var olmanın imtihanıdır.
Akıp giden zaman içinde ömürden sermayesini tüketen insan, mü’min olma hassasiyetiyle kar zarar muhasebesini sabahın ilk demlerinde hesap eder, geçen saatleri o doğrultuda değerlendirmeye koyulur. Sabah başlayan namaz öğlene doğru yol alır. Sırat-ı müstakim üzere gitmek muradında olan insan, kıldığı her namazda bu temennilerde olsa bile yol; kâh sıkıntıdan, kâh gafletten, kâh yine dünya dertlerine dalıp gitmekten yönünü değişebiliyor.
Oysa her kıyamda okunan fatihalar sırat-ı müstakim üzere gitmenin temennisi, duası, isteği, çabası değilmiydi?
Kıyamında kıyameti yaşayan insan kendi felaketini yine kendisi hazırlıyor.
Bir umut …
Yine de olsun! Ezanlar kurtuluş müjdeliyor. Kulak değil de gönül verene, ne mutlu!
Gün geceye âşık, vakit daralıyor… Günün yorgunluğunda eziliyorsun, yetmiyor! Sırtladığın yük, dağların bile kabul etmediği muazzam bir yük, yol ise uzun, ömrümüz kadar uzun…
Taşıdığını hayatına ölçekleyebildiğin kadar bir sorguya doğru gidiyorsun.
Ömürden eksiliyor,
Azalıyorsun…
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




