İlk Günler… (4)

…
Alışamadım… Olur olmaz vakitlerde uyanıyorum, gözlerimi kapatınca kalbimden vurulmuşçasına irkiliyorum. Yer değiştiriyorum olmuyor, yön değiştiriyorum olmuyor, sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor.

Kalkıp pencereden etrafa bakınıyorum; siyaha boyanmış yeryüzü, bulutların hapsettiği gökyüzü…
Her yer bir başka karanlık, her yer “bembeyaz” karanlık! Zifiri koyuluğun ağırlığında kaybolmuş bir dünya, doğmayacak bir sabah, geçmeyecek bir zaman şimdi…
İçimin kuytu köşelerinde usul usul ısınmayı bekleyen kelimelerime kızıyorum, sözcüklerim hiç bu kadar ağlamamıştı! Harf harf yutkunduğum sızı, beni hiç bu kadar kanatmamıştı.

Boşluktaydım…

Dış dünyamda olanlar iç dünyamda yaşananlar, kendimi göremeyecek kadar koyu bir karanlığın içerisinde, huzuru teskin edecek durumunda çok uzağındaydım.
Beni çevreleyecek yorganın altına sığınmakta buluyorum çareyi.
Dört gözle beklediğim uykunun, uykusuz gözlerimle buluşacağı anı bekliyorum, kâh uyuyorum kâh uyanıyorum, gözlerim hep karanlık yoksa siyah mı doğuyordu aydınlık?
Sabaha uzanan saatler, namaza az bir süre var. Uykusuzluğumu tazeleyecek buz gibi suyu yüzüme serpip abdestin nabzını ölçmenin vakti. Ardından sabahı karşılayacak bir ezanın inim inim inleme sesleri, “Heyyalel felah” nidalarıyla çevreyi kurtuluşa davet etmenin, “Namaz uykudan hayırlıdır” çağrısının son kertesi derken “ALLAH büyüktür” durağında teselli bulmanın ferahlığı…

Ve gün doğuyor, şimdi herkes uyanacak ve ben uyuyacağım.

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top