
En son geçen sene Şubat ayında kısa bir şiir yazmak nasip olmuştu.
Aradan bir yıldan fazla zaman geçmiş… Hiçbir şey yazmamıştım.
Aslında daha da geriye gitmek gerekirse, bu siteyi 2013 yılında kurmuştum.
O zamanlar niyetim çok basitti; Arada bir, bir şeyler yazmak, daraldığım zamanlarda üç beş satırla içimi dökmek.
O zamandan bu zamana çok şey değişti.
Hayat aktı, zaman geçti, biz de bir şekilde o akışın içinde sürüklendik.
Zamanın açmış olduğu yontular, yüzümüzde çizikler, ruhumuzda derinleşen izler…
Evet; zaman zaman gündelik konulardan bahsetmek,
bazen günceli yakalamaya çalışmak,
bazen de sadece içimden geçenleri yazmak.
Ama galiba bu süre zarfında en çok şunu fark ettim:
İnsan bazen hiçbir şey olmamışken bile içten içe yalnız hissedebiliyor..
Bu hissiyatın oluşması için bütün olasılıkların, aksaklıkların, aksiliklerin, ısrarlı hataların olması gerekmiyordu.
Aksine, kalabalığın içinde, tanıdık yüzlerin arasında bile bir uzaklık beliriyor.
Ve insan, en çok da kaçış olarak gördüğü o içsel yolculuğun aslında hiç de kolay olmadığını fark ediyor.
Bir anda, kaçtığını sandığı şeyin tam ortasında buluyor kendini.
Ve bu yolculuk, zemheri soğukların vurduğu bir gecede yalın ayak yürümek gibi bir şey aslında.
Ve sonunda insan, o yolculuğun aslında bir kaçış değil, bir yüzleşme olduğunu anlıyor.
Öyle ya, insanın kendi içine doğru yürüyüşü, aslında dış dünyasında olan biten gürültüden bir kaçış.
Kalabalıkların gürültüsünden, yapay sığınaklardan, türlü maskelerden, göz boyayan süslü vitrinlerden kaçıp o vitrinlerin arkasındaki hakikati görebilmek.
Bu his garip.
Çünkü yalnızlık her zaman “yalnız olmak” ya da yalnız kalmak demek değil ki.
Aksine, bazı yalnızlıklar insanın kendini bulmasına, kendisi olmasına kapı aralar.
Hal böyleyken insan, en çok da kendine uzaklaştığında yalnızlaşıyor aslında.
Kendine doğru yürüdüğünü sanırken bile, içindeki mesafe daha da uzayabiliyor.
Etrafındaki kalabalık artarken, içindeki boşluk derinleşiyor.
Son zamanlarda bu hissiyatı daha sık yaşamaya başladım.
Hepimiz bunu yaşamıyor muyuz?
Özellikle durup kendimi dinlediğim anlarda daha net hissediyorum.
İnsan kendinden uzaklaştıkça, dünya daha kalabalık ama daha da boş gelmeye başlıyor.
Bu boşluğu kimisi doldurmanın peşinde, kimisi de anlamlandırmanın…
Belki de bu yüzden yalnızlık bir eksiklik değil;
insanın kendini daha iyi duyma ve tanıma fırsatı.
Kendinden uzaklaştıkça artan o kalabalığın,
kendi içine yürüdükçe birden azaldığını hissetmek…
Bir şeylerin değişmesi gerektiğini söyleyen sessiz bir uyarı gibi.
Ve belki de mesele yalnız olmak değil…
Bunca hengâmenin, gürültünün, patırtının ortasında kendini unutmamak…
Sen de bazen böyle hissediyor musun?
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.





Hürmetler hocam, kaleminize sağlık.
Teşekkür ederim.