Ömür Kısa Zaman Az Yaşamaksa…

📌 Bu yazı bir serinin parçasıdır

Zamanın birinde amansız bir hastalığa yakalanan adam, doktorun her söylediğini harfiyen yerine getiriyor, günü geldiği zaman kontrollerini aksatmıyor, reçetesinde yazan ilaçları ne eksik ne fazla pürdikkat kullanıyordu.
Adam hastaneye her gidişinde, bu hastalığı yeneceğine dair “cam”dan umutlarla gidiyordu. Bunun için otobüse binmek yerine yürümek, kısalan mesafeleri adım adım uzağa taşıyordu. IYf4ol
Kaldırımlar, kalabalık yalnızlıklar, üşüyen sokaklar, insan seline dönüşen caddeler…
Yalnızlığa düşman düşünceler sarmalında yürüyor, her adım onun için yeni bir tanım oluşturuyordu.
Şöyle arada bir yürüdüğü yollarda kafasını çevirip arkasına baktığı olurdu.

Yer yer rüzgârın hışırtısı, özlem kokulu şehrin hatırası, arkasında eskiyen zaman, gözlerinde hasretin izleri duruyordu.
İçinde yaşadığı buhrandı…

çehresini saran hüzündü…

Yürümeye devam etti adam, ardına bir daha bakmadan.
Yorgun ayaklarını dinlendirmeden, uzaktan getirdiği anıların tozlarını silkelemeden, sırrını sukuta gömerek, varacağı hastanenin kapısına kadar yürüdü…

Yapılan rutin kontrollerin ardından tahlil sonuçlarını beklemeye koyuldu. Üç dört saatlik zaman sanki üç dört asır olmuştu.
Doktor sonuçlardan son derece memnun bir şekilde adama hastalığından eser kalmadığını söyledi, bir şekilde bu hastalık şifasını bulmuştu. Adam, derin bir nefes aldı. Yüzünde buruk bir sevinç oluştu.
Hastaneye yürürken beraberinde götürdüğü o camdan umutlar cana dönüşmüştü nihayet.

Hastalanmadan önceki halini düşündü bir müddet.

Yağmurun yağmasını, kar tanelerinin yere usul usul süzülüşünü, topraktaki mütevaziliği, ağaçların güzelliğini, gökyüzünün ihtişamını…
Bir nefes alıp vermenin vermiş olduğu ferahlığı…

Ne çok kayıpları vardı adamın…

Mesela cadde sokak hiç yürüdüğü olmamıştı, elleri hiç üşümemişti yüreğinin üşümesi kadar.

Hiç fark etmeden kaybettiklerini yeni yeni fark etmenin farkındalığını yaşıyordu adam…
Hastanedeki işlerinin bitmesi, hastalığı da atlatmış olmanın sevinciyle çıktı hastaneden.
Biraz yürüyüp yolun karşısına geçmek istedi, sağına soluna bakmadan…
Ani fren sesi, kulakları sağır eden siren sesi, anlamsız konuşmalar, koşuşturmalar…
Evet, hastalıktan değil de ani gelişen bir kaza sonucu hayata gözlerini yumdu adam.
Hem de hastaneden az ötede yakalandığı amansız hastalığı tamda göğüslediği yerde.
İşte esas mesele bundan sonra başlıyor.
İnsan hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor, en ufak bir hastalıkta da hemen ölecekmiş gibi bir ümitsizliğe düşüyor. İçine düştüğü hastalıktan bir kurtulsa, ölüme sebep olabilecek başka ihtimalleri düşünmek istemiyor.
Düştüğü yerde düşündükleri, düşmeden önce ki kör görüşleri, düştükten sonra ki gördükleri bir bir değişiyor.
Ne var ki her zaman bu değişim için gerekli “zaman” olmuyor.
Bu yüzden ömür kısa, zaman az, yaşamaksa zor.
Bir güzellik yap; ömrüne bereket, zamanına değer, yaşamına anlam kat. Çünkü anlam arayışında kaybolan insan, kendini aramaktan yoksundur. Aslında aradığı her şey kendisinde mevcuttur.
Ah! bir bilse…

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

“Ömür Kısa Zaman Az Yaşamaksa…” için 2 yorum

  1. Okurken çok duygulandım, emeğinize sağlık. Yaşamın yaşamanın kıymetini bilmeden kırıp döküyoruz.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top