Kendini Bulamayan İnsan | İçsel Yolculuk ve Yalnızlık Üzerine 5

Daha önce ki yazılardan hareketle; İnsanın kendini yalnız hissedebilmesi için herhangi bir nedenin olması gerekmediğini yazmıştık.
Nihayetinde bir an gelir ve insan kendi iç âlemine doğru bir yolculuğa başlar.
Bu yolculuk yalnız olmakla başlayan bir süreçle devam eder, kendini unutmamak ile tamamlanır.

Yalnızlık Üzerine
Belki de her yolculuk, geri dönülecek bir yer olmadığını fark etme sürecidir.

İlk adımda, kalbin tanıdığı melodiler bozulur;
ikinci adımda, hatıralar kendi gölgelerini reddeder.
Üçüncü adımda, insan kendi adını bile yabancı bir ağızdan duyar gibi ürperir.
Ve yolun sonunda, içsel bir boşlukta, kendine dönmek için yeniden doğuşu bekleyen bir kıvılcım saklanır.
Böylece adım adım bir yabancılaşma başlar ve aslında bu yabancılaşma kendine varmanın en uzun ve en dolambaçlı yoludur.

Serinin ikinci yazı kısmında ise; İnsan daha çok kendi etrafında, çevresinde olan gürültüden kalabalıklardan ziyade o kalabalıklar içerisinde buz gibi bir yalnızlığın “esir”i olduğunu fark eder.
Bu fark edişle beraber içsel bir hesaplaşmaya uzanan o yolculuk, kırılgan hislerle devam eder.
Hızla akan zamanın içinde kendi dış âleminde ki kalabalıkların, kendi iç âlemine döndüğünde olmayışı bu yalnızlığı daha da derinleştirir.
İçten bir sarsıntı yaşamaya başlar…

Yazının üçüncü serisinde ise; bir arayış başlar.
Yolculuk derinlere indikçe insan, kendi benliği ile bir hesaplaşma içerisine sürüklenir.
Kendi iç sesinin bile yabancılaştığı bu yolculuk, çetin bir yüzleşmeye doğru adım adım gider.
Yalnızlığın oluşturduğu o kalabalık düşünceler sıcak hislerden ziyade soğuk rüzgârlar doğurur.
O rüzgârların estiği âlemde ruh, derin düşünceler arasında kaybolmuştur.
Tanıdık bir yol, tanıdık bir yüz, tanıdık bir his artık yoktur.

Yazının dördüncü serisinde ise İnsanın geriye dönmesinin ne derece mümkün olduğu üzerine durulmuş, bu düşünceler arasında insanın kendini bulmasının yolları aranmıştır.
Kimi sorularla süreğen yolculuğun bir çıkış kapısı aranmış, her yol denenmiş fakat hiçbir yolun artık kendisine çıkılmadığı, her düşüncenin bile kendi içinde boğuldu bir sürece girilmiştir.
Yönünü bile kaybetmiş bir “ben”in aslında bir yönünün bile olmadığı bir hisle; İnsan, en geriye ta benini bıraktığı o yere nasıl dönebilir sorusuna makul ölçekte cevaplar aranmış ve fakat hiçbir cevapta kendini, yani o “ben”ini bulamamıştır.
Hal böyleyken bunca uzun bir yolculuğun bizi getirdiği bu nokta da aslında artık geriye dönecek bir yerin, bir “ben”in bir “düşünce”nin kalmayışıdır.

Nihayetinde insan ne olursa olsun “aramak”tan vazgeçmiyor, fakat zamanla artık “ne aradığını” dahi unutuyor. Geriye dönmenin mümkün olup olmadığını düşündüğü o uzun yolculuğun sonunda, yönünü bulsa bile bir anlamı kalmıyor.
Zira insan varacağı yerin kendisine ait olup olmadığından emin olamıyor.
İnsan bir yönüyle en çok da burada yoruluyor.
Bir zaman sonra ne aradığını bilmeden aramaktan, bulsa bile tanıyamayacağı bir şeye doğru yürümekten…

Ve günün sonuna doğru İnsan; Her sorunun bir cevabı olmadığını,
her kayboluşun bir geri dönüş taşımadığını,
İçinde yankılanan o eski sesin artık geri gelmeyeceğini,
Her yolculuğun bilinmez ara durakları olduğunu,
Her dalgalı denizin bir limanının olmayışını öğreniyor.

Tüm bu düşünceler içinde İnsan, en başa dönemez.
Evet, ama belki de mesele bu yolculuğa çıkarken hiçbir zaman başa dönmek değildi.
Çünkü bazı yolculuklar, varılacak bir yer bulmak için değil, artık geri dönülecek bir yer olmadığını anlamak içindi.

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top