Bir pırıltı Bin hüzün

Fani hayatın, baki emellerine koşmak  istiyor canım..
Okuduğumda anlıyorum az çok gerilerde kalmış, çoğunlukta hatalarım…
Ne mecnun olabildim, ne leyla kadar fedakar…
Cefasını çektim iç isyanlarımın…
Karanlığa gark olmuş duvarların, küflenmiş diplerinde umutlarım.

Bir bütün olamadım… Mecnun iken leyla diye haykıramadım…
Son baharda kuruyan yapraklar misali dağıldı bedenim, Bir daha onaramadım.
Geçmişin acısıyla geleceğe sancılı bakışlarım, hayal kırıklığından öte yaşanmışlarım…
Vallahi isyan değil haykırışlarım, umutsuzluğa düşüren şeytanadır başkaldırışlarım…
Leylanın yüzünde, cemalullah’adır tüm aşkım…
Viran olmuş kalbimin saklı kuyularında, canlanan Aşkullah’ım…

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

“Bir pırıltı Bin hüzün” için 2 yorum

  1. (Leyla / Kays’ın söyledikleri)
    Bilseydim umutsuzluğunda bile ben vardım
    Çöle koşar gelir seni arardım
    Mecnun’luğu geçilmezce yüceltti dediler
    Yerime bir olmazlığı koyuşuna inandım
    Bilseydim ki gidişin bekleyiştir
    Bütün umut yollarını yürür sana koşardım
    Gelir bulurdum seni çölün bittiği yerde
    Denize vardığımız gün sevincimden ağlardım
    Bilseydim umutlarında ben vardım
    Çöle koşar gelir seni arardım
    Bir çağlayan sesiyle çizgilenen
    Bir yalnızlıktan atlarla geçerken ”
    Uçarken ovalarda soluk soluğa
    Mızrağını vururken durgunluğa
    Kuş gibi göğü deniz bilirken
    Güneş gibi uzaylara içilirken
    Önce yokmuş gibi sessizlenerek
    Sonra çığlıklar gibi serpilerek
    Turnalar gibi yükseklerde uçup
    Sonra bir gün kanadından vurulup
    Yalnızlığın en uzağına düşen
    Ölümü sessiz bakışıyla yüzen
    Ve bambaşka bir turna olup gökte
    Eklenivermek uzun gidişlere
    Yazdan hiç geçmemiş papatya gibi
    Yeniden sarılarla yıkamak gözlerini
    Yeniden rüzgâr olmak bir yaylada
    Yeniden süzülmek uzak dağlara
    Yeniden Kays olmak Leyla olmak
    Bitmez sanılan çölden deniz kurmak
    Bir sevinçti bütün yaşadıkları
    Artık umuttu bütün şarkıları
    Bulutlar gibi silip bütün yalnızlıkları
    Göklerine ektiler sonsuz ışıkları
    Kays gidip her gece Leyla’ya

    Anlatırdı ki çöller yıkılmışsa
    Bu bir deniz demektir sonsuzluğa
    Susuşlardır bütün bir durgunluğa
    Yokluğa karşı süren dalgalardır
    Umudu durmaz eden mor sulardır
    Artık korkular da korkuluklar da
    Alınyazılarıyla uğrayıp boşluğa
    Birdenbire bir yokluğa gitmişlerdir
    Yoklukta sessizce bitmişlerdir
    Varken yok olana içilmişlerdir
    Birdenbire yokluğa geçmişlerdir
    Artık yalnız şarkılardır söylenecek
    Artık yalnız sevinçlerdir bilinecek
    Artık yalnız umutlardır yürünecek
    Artık yalnız tutkulardır duyulacak
    Şimdilik sevinçler sığıntıdır dünyamızda
    Her sevinç yakalanır bir sevinç korsanına
    Sevinç öfke uyandırır çabuk duyulur
    hk uçuşunda alnından vurulur
    Yüreğini bağladığı sonsuz uçuşta
    Bir bakar ki düşüyor bir boşluğa
    Leyla ‘nın gözlerinde sevinç varsa
    Kays’ın gözleri tutkuyla parlıyorsa
    Bu sevgi yırtılmalıdır parça parça
    Her parçası atılmalıdır bir yana
    Ama gözünü sevgide açan
    Yılmak bilmez sevgi korsanlarından
    Bir kuştur ki yavruyken düşmemişse ‘:’ I
    Geçmez bir daha avcının eline
    Koydunsa bul hangi gökte izi var
    Yerini bilen hangi dağlar
    Hangi dallara tutunmuşken şimdi
    Bilinmez hangi uzaklara gitti
    Şimdi hangi mavilerde yüzüyor gökleri
    Hangi bitmez dalgalarda geçiyor denizleri
    Leyla’nın babasıyla annesi
    Öğrendiler ki Kays geldi

    …. vs demiş sair neyse cevabın ıçın teşekkürler belkı de haklısın ama ya ben körüm ya da yok benım etrafımda böyle mecnunluklar

  2. Mecnunluk leylalık, kerem ile aslılık, ferhat ile şirinlik bir araç olup ”amaç” olan RABBE ulaştıramayacaksa, aşkın ”vecd” halini halimize hemhal kılamayacaksa, aşk dediğimiz şey; sadece bedeni tatminliğin ruh bencilliğine takılıp kalacaksa, işte o zaman gözün göze çarptığı her an, acı bir ölümdür!..
    Son nefesimizi verene kadar içinde yaşamaya mecbur ve sorumlu tutulduğumuz şu dünya içerisinde RABBİM en olunmadık yerlerden en beklenmedik zamanlardan öyle şeyler çıkartırki karşınıza sadece şaşar durursunuz… Her devirde geçerli olan bu cümlenin ise ne zaman vuku bulacağını beklemek değil, aksine zamana ve çevreye bakmaksızın azrail kapıyı çalana kadar amaç edindiğimiz o Rabbani merhametin kapısında durmayı hak edene kadar ”çalışmalıyız..” O’na ulaşmak neyi gerektirecekse ve neyden sakındıracaksa bir an önce yapmak için mücadele etmeliyiz… Belki bu şekil bir niyet insanı salahça bir tutuma sevk eder…

    Çevreden evvel ”kendi” içimizi ve içimizin çevrelerini nefsin tutsaklığından, esaretinden kurtardığımız gün, aşka adım attığımız ilk gündür.. Zaten aşka adımını atan kendi etrafında olan biten çevreyede ”kördür”
    Vesselam. 😉

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top