Fani hayatın, baki emellerine koşmak istiyor canım..
Okuduğumda anlıyorum az çok gerilerde kalmış, çoğunlukta hatalarım…
Ne mecnun olabildim, ne leyla kadar fedakar…
Cefasını çektim iç isyanlarımın…
Karanlığa gark olmuş duvarların, küflenmiş diplerinde umutlarım.
Bir bütün olamadım… Mecnun iken leyla diye haykıramadım…
Son baharda kuruyan yapraklar misali dağıldı bedenim, Bir daha onaramadım.
Geçmişin acısıyla geleceğe sancılı bakışlarım, hayal kırıklığından öte yaşanmışlarım…
Vallahi isyan değil haykırışlarım, umutsuzluğa düşüren şeytanadır başkaldırışlarım…
Leylanın yüzünde, cemalullah’adır tüm aşkım…
Viran olmuş kalbimin saklı kuyularında, canlanan Aşkullah’ım…
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.





(Leyla / Kays’ın söyledikleri)
Bilseydim umutsuzluğunda bile ben vardım
Çöle koşar gelir seni arardım
Mecnun’luğu geçilmezce yüceltti dediler
Yerime bir olmazlığı koyuşuna inandım
Bilseydim ki gidişin bekleyiştir
Bütün umut yollarını yürür sana koşardım
Gelir bulurdum seni çölün bittiği yerde
Denize vardığımız gün sevincimden ağlardım
Bilseydim umutlarında ben vardım
Çöle koşar gelir seni arardım
Bir çağlayan sesiyle çizgilenen
Bir yalnızlıktan atlarla geçerken ”
Uçarken ovalarda soluk soluğa
Mızrağını vururken durgunluğa
Kuş gibi göğü deniz bilirken
Güneş gibi uzaylara içilirken
Önce yokmuş gibi sessizlenerek
Sonra çığlıklar gibi serpilerek
Turnalar gibi yükseklerde uçup
Sonra bir gün kanadından vurulup
Yalnızlığın en uzağına düşen
Ölümü sessiz bakışıyla yüzen
Ve bambaşka bir turna olup gökte
Eklenivermek uzun gidişlere
Yazdan hiç geçmemiş papatya gibi
Yeniden sarılarla yıkamak gözlerini
Yeniden rüzgâr olmak bir yaylada
Yeniden süzülmek uzak dağlara
Yeniden Kays olmak Leyla olmak
Bitmez sanılan çölden deniz kurmak
Bir sevinçti bütün yaşadıkları
Artık umuttu bütün şarkıları
Bulutlar gibi silip bütün yalnızlıkları
Göklerine ektiler sonsuz ışıkları
Kays gidip her gece Leyla’ya
Anlatırdı ki çöller yıkılmışsa
Bu bir deniz demektir sonsuzluğa
Susuşlardır bütün bir durgunluğa
Yokluğa karşı süren dalgalardır
Umudu durmaz eden mor sulardır
Artık korkular da korkuluklar da
Alınyazılarıyla uğrayıp boşluğa
Birdenbire bir yokluğa gitmişlerdir
Yoklukta sessizce bitmişlerdir
Varken yok olana içilmişlerdir
Birdenbire yokluğa geçmişlerdir
Artık yalnız şarkılardır söylenecek
Artık yalnız sevinçlerdir bilinecek
Artık yalnız umutlardır yürünecek
Artık yalnız tutkulardır duyulacak
Şimdilik sevinçler sığıntıdır dünyamızda
Her sevinç yakalanır bir sevinç korsanına
Sevinç öfke uyandırır çabuk duyulur
hk uçuşunda alnından vurulur
Yüreğini bağladığı sonsuz uçuşta
Bir bakar ki düşüyor bir boşluğa
Leyla ‘nın gözlerinde sevinç varsa
Kays’ın gözleri tutkuyla parlıyorsa
Bu sevgi yırtılmalıdır parça parça
Her parçası atılmalıdır bir yana
Ama gözünü sevgide açan
Yılmak bilmez sevgi korsanlarından
Bir kuştur ki yavruyken düşmemişse ‘:’ I
Geçmez bir daha avcının eline
Koydunsa bul hangi gökte izi var
Yerini bilen hangi dağlar
Hangi dallara tutunmuşken şimdi
Bilinmez hangi uzaklara gitti
Şimdi hangi mavilerde yüzüyor gökleri
Hangi bitmez dalgalarda geçiyor denizleri
Leyla’nın babasıyla annesi
Öğrendiler ki Kays geldi
…. vs demiş sair neyse cevabın ıçın teşekkürler belkı de haklısın ama ya ben körüm ya da yok benım etrafımda böyle mecnunluklar
Mecnunluk leylalık, kerem ile aslılık, ferhat ile şirinlik bir araç olup ”amaç” olan RABBE ulaştıramayacaksa, aşkın ”vecd” halini halimize hemhal kılamayacaksa, aşk dediğimiz şey; sadece bedeni tatminliğin ruh bencilliğine takılıp kalacaksa, işte o zaman gözün göze çarptığı her an, acı bir ölümdür!..
Son nefesimizi verene kadar içinde yaşamaya mecbur ve sorumlu tutulduğumuz şu dünya içerisinde RABBİM en olunmadık yerlerden en beklenmedik zamanlardan öyle şeyler çıkartırki karşınıza sadece şaşar durursunuz… Her devirde geçerli olan bu cümlenin ise ne zaman vuku bulacağını beklemek değil, aksine zamana ve çevreye bakmaksızın azrail kapıyı çalana kadar amaç edindiğimiz o Rabbani merhametin kapısında durmayı hak edene kadar ”çalışmalıyız..” O’na ulaşmak neyi gerektirecekse ve neyden sakındıracaksa bir an önce yapmak için mücadele etmeliyiz… Belki bu şekil bir niyet insanı salahça bir tutuma sevk eder…
Çevreden evvel ”kendi” içimizi ve içimizin çevrelerini nefsin tutsaklığından, esaretinden kurtardığımız gün, aşka adım attığımız ilk gündür.. Zaten aşka adımını atan kendi etrafında olan biten çevreyede ”kördür”
Vesselam. 😉