İnsanın insana karşı, insanın çevresine karşı, insanın doğasına karşı ”algısı” çağa göre büyükçe değişim gösteriyor. Ekolojik düzenin biyolojik katliamından, serbülent insanın dinsel yozlaşısına kadar gelişen dünyada değişen algılarımız, dünyevi standartların ”maksimize” olmasına ama hayatın ”manevi” alanlarınıda ”minimize” etmesine yol açıyor; buda ”Kültürel kaynaşmalar,” beynelmilel açılımların getirisi ile ortaya ”melez din” tanımlamasını koyuyor.

Hiç şüphesiz ”Adem ((Bakara 30)) as. ile başlayan insan hayatının geçirmiş olduğu evreler, bölünmüş olduğu milletler ((Hucurat 13)) daha yaşanabilir bir hayat için daha teknik izlenimler edinmiş, gittikçe gelişen dünya böylelikle jenerasyonik operasyonlara tabi olmuştur…
Yetişen nesil hegemonyavi bir oluşumu doğurmuş, gücün hakim olduğu, ”zalimin” mazlumu ”hakir” gördüğü, ”megalomanik algının” kölelik gibi bir sistemi doğurduğu yaşam biçimini almıştır. Nefsi muhasara altına almayı amaç edinen ”Lüks yaşam” merakına sarılan insan, bu gayesinden ötürü dinsel etkiden paye paye uzaklaşmış, ancak hayatın çıkmaz zorluklarına gebe olduğu zamanda ”fıtrat” gereği ”dinsel” oluşumlara sezgisel yaklaşmasını bilmiş, en zorlu anları en umut dolu fırsatlara çevirmek için yine Rabb’ine dönmüştür… Tabii olarak bu dönüşüm ”köklü” bir inanışın mecralarında gezinmeye müncer olsada; RABB’imizin ”emrettiği” şekilde bir hayatın, dinibütün yaşamsal kaynağına ulaşmasına sebep olmaya yetmemiştir. Bunun içindirki çevresel etkileşimlerin pragmatist sonuçları, benmerkezciliğin doğmasına sebep olmuş, islamın ”öz”ünden insanoğlu günce gün uzaklaşmış ve yeniden dinin özündeki ab-ı hayatın oluşumu için ALLAH, rahmetince insanlığın islamla inşası için ”peygamberler” göndermiştir. Peygamberlerin özelliklerini taşıyan ilkeler, ”insanlığın” savunması gereken ”prensipler” ((Sıdk, Emanet, fetanet, ismet, tebliğ)) olarak topluma aşılanmaya çalışılmış olsada; ”zamanla” insan yine heva ve hevesine ((Furkan 43)) nefsin fütursuz isteklerine yenilip ”din” algısından ‘kısmen” ya da büsbütün uzaklaşmıştır…
Menfaatlerin; mal mülk tutkusunun yaşama yön verdiği çağlarda tahrife uğramış inancın batılılarca ”sözde” haklı tarafları savunularak vargeyret sürdürülmesi ”Hümanizma” gibi bir akımın oluşumuna temel olmuştur.. Bir bakıma yazının başında sözünü ettiğim hegemonya maddeleşen dünyada yerini hümanizmaya bırakmıştır… Aslında söz konusu hümanizmde dinsel etkiden ziyade insan etkileşiminin, ki oda batının ”istekleri” doğrultusunda yaşayamayı kabul görmüş insanların tutunmak istediği bir dal halini almıştır… Kanunlarını insan odaklı düzenleyen, insanı muhattab alan ama insana bir hayat bahş eden ilahı merkez edinmeyen bir yapıyı hedef almıştır. O yüzden çağlardan bu yana şarıl şarıl akan islam, zihinlerde bulandırılmaya çalışılmış, bir şey helal veya haram olmasının önemi yitirilmeye, islam dünyasında din algısnın var olması ama değer algısının yok olmasına sebep olmuştur. Bilginin gürlediği dönemlerde, bulanıklığında parelel olarak planlı yürütüldüğü bu çağda ”öz” dediğimiz din, sekülerleşme yolunda sadece aklın esas kabul edilip naklin mesnetsiz isnatlara dayandırılarak kalplere şüphe sokulması, hem itikadi anlamda hemde şer’i anlamda yaklaşımların bulunması dikey din izlenimden ”yatay” din izlenime doğru kaymaya başlamıştır.
Zira naklin esasında tasdikin var olduğu anlayış, yatay zeminde sorgulandığında şüphesel yaklaşımlar doğurmuş, bunun sonucunda ‘yazının başında kısaca değindiğim, dinin hakkaniyetini araştırmayan bilginin doğru kaynağına inmeyen taraflarca ”melez din” anlayışını doğurmuştur. Hayatını dine adapte etmeyen ancak dini hayatına adapte etmeye çalışan zihinsel yapı bu oluşumla güçlenmiştir.
Bir şeyin haram olması ne kadar “önem” kaybetmişse, bir şeyin helal olması da “değer” kaybetmiştir…
Müslüman bu oluşumlar sayesinde maneviyatını yitirmiş, bedenin tıka basa doyduğu ama ruhun hep aç kaldığı yaşamı seçmiştir. Meteryalist akım güç kazandıkça ploreter, sınıfsal olarak köleleştirilmiştir.
Yüzyıllarden beri islam üzerinde oynanan algı operasyonu böylelikle en güncel halini alarak müslümanlar üzerinde nice marazlar doğurmuş, müslüman bedenlerde katı yüreklerin olgunlaşmasının önüne geçilememiştir.
İnsanlar arasındaki iletişim geliştikçe teknolojik imkanlarda daha hızlı büyüme göstermiş, refah seviyesi arttıkça ahlak seviyesi düşüş göstermiştir.
Din olgusu ”sonsuz” bir hayatın yaşanılabilirlik klavuzluğunu bize göstermek isterken, aksi yönde değişen, nefsani yönde köleleşen bir toplum şekillenme göstermiştir… ”Eğer dinleseydik, eğer akletseydik, çılgın alevli cehennemin sakinleri arasında olmazdık!” ((Mülk 10)) uyarrısını ”raflara” kaldırmayı tercih edenler, yine raflara kaldırmayı tercih ettiği kur’an’dan ”O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.” ((Mülk 2)) ayetine kulak kesilseydi, bugün bütün islam coğrafyası müfessirlerin yorumuyla; ”ALLAH önce ölümü yarattı ki hayat verdiği insan, ölümünde olduğunu bilip kendi hayatını ona göre idame etsin” düşüncesine koyulur, bir an önce Rabb’inin razı olacağı bir hayatı yaşama arzusuna girerdi.
Ölümün ölmediği ama hayatında bir gün son bulacağı bir gerçek var.
Dünya yaşantısında kariyer; iş, aş ve maaşında limitlerini dolduracağı bir zaman var. Müslüman sermayesi olan dünya hayatındaki ömrü gereğince kendine çeki düzen vermeli, batının sürdürdüğü oyunları görüp kendini ona göre hazırlamalı, ALLAH’ın razı olacağı bir hayatı, yaşamalı/yaşamaya çalıştığı kadar çocuklarınada aşılatmalıdır. Zira ”O’nsuz” bir hayatın sonsuz bir ceza olduğu, O’na ulaşmayı arzu edinen hayatların ise sonsuza dek can bulduğu bir şuur, islamın düstur edindiği şuunat temelleri üzerine inşaa olursa; muassır medenniyet denilen zirvesel nokta, aynı zamanda islamın çağladığı nokta da olacaktır.
Bu bağlamda yapılması gerekenler; insan üzerindeki zihinsel bulanıklığın giderilmesi…
Doğru bilginin, doğru şekilde, doğru anlatımla insanlara aktarılması…
Öğretmen bilincinin toplum nezdindeki konumunun yeniden inşasının islam ölçekli olması…
Reel hayattan soyutlanıp sanalla somutlaşma hastalığından kurtulmak adına toplumun bilinçlenmesi…
Kariyer sınavları derken, gelecek duraklarında boğulan gençlerin elinden tutup topluma kazandırılması yönünde çalışmalar yapılması…
Dünyasına ve inancına fayda sağlayacak bilgilerin, toplumda yer bulması; inanıyorumki islamın zihinsel algısını pozitif yönde etkileyecek, baldırı çıplak başı hortlak görünüm serdeden zihinsel bozukluk sağlığına kavuşacaktır… Müslümanın tesettür algısı islamla çelişmeyecek şekilde oluşacak, manevi dolgunluk; ilmin hikmetle donatılmasıyla birlikte tekrar can bulacak, insanlığın kavuşamadığı o mutluluk müslümanın kalbinde tekraren mesken olacak inşallah.
Böylelikle yaşam standartlarına kariyer planları kurmayı amaçlayan insanın dini konumunuda gözetecek, çalışma alanlarına hulul getiren sakıncaları sorgulayacak, hedef edindiği gayelerin din ölçeğine uyacak, rızkın ”helal” yönüne dikkat edip haram yönünden kaçacaktır…
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




