Zamanın ”müslümanları” bir kez daha bedirin mücahidi olma imtihanındadır…

Yıl 2014 batılıların; çağdaşlığın zirvesi, medeniyetin en ileri seviyesi diye addetikleri bir zaman… Teknolojinin akla hale gelemeyecek derecede illerlediği, ilmin ve bilimin gökyüzünden şarıl şarıl boşanan yağmurlar gibi, sel gibi aktığı, dolup taştığı, okyanuslar kadar geniş ve derin zamanlara ve zeminlere yol aldığı bir zaman. Her türlü yiyeceğin, her türlü giyeceğin, her türlü içeceğin kolaylıkla bulunabileceği,  Kıtalar arası uzak çarşıların, klavyelere dokunmak kadar yakınlaştığı bir zaman…

Bunca bolluğun içinde akla hayale gelemeyecek türde ”gaddarlaşmış” merhameti ”yüreğinden” sökülüp atılmış müslümanlar yetişti… Çağdaş dünyanın çürük müslümanları olmaya aday kılınmış hislerimiz yetişti…
Medeniyet diye sarfettikleri sözlerin derin çukurlarına; müslümanca bir hayatı yaşamak isteyen insanların bedenlerini gömecek modern zihinler yetişti…
Daha fazla özgürlük diye haykıran batıya, burdayım diye ses veren çağdaş müslümanlık yetişti…
Hakikatin zuhuru için çabalayan, sahabenin herşeyini gözünü kırpmadan feda ettiği müslümanlığı, günümüzda icra etmeye çalışan mücahid bir şuur’a karşı, ”Bağnaz” diyen müslümanlar yetişti.
Buharinin nakli ile; ”Müminler bir vücut gibidir. Nasıl ki vücudun bir yeri rahatsız olunca diğer bütün azalar onun ızdarabını çekerler,  uykusuz kalırlar, bir an önce şifası için yardım edip meşgul oldukları gibi, müslümanlarda bu şekilde bir birine yardıma koşmalıdır.”
Bu hadisin imdadına eman diyemiyen sağırlar yetişti..
Yıl 2014 gazeteler manşetlerini süslercesine bir kez daha kara haberleri başlıklarına taşıdılar!..
Kİmileri ”İnsanlığın bittiği yer!” dedi. Bir çoğu bu haberleri görmezden geldi… Önce ruhumuza sahip olan batı, ardından bedenlerimizi tabir edilegelen çağdaşlığın zirvesinde katletmeye başladı…
Yanı başımızda feryad eden bir müslümanın dramını ”kahve” tadında bir keyifle izler olduk!
”Kardeşlerin” ölüyor diyenlere ”Kıssasa kıssas” kaidesini unutan müslüman, ”biz medeniyetimizle cevap verelim” deme durumuna geldi. Medeniyetin modernleşme tuzağında, batı zihniyle peyderpey sekülerleşmeye doğru yol aldığı bu çağda bölünmüşlüğünden bi haber yaşayan modern müslüman, leş yiyecek kadar  akbaba zihniyetlere karşı elpençe divan duruma geldi..

Medinenin medenileşmesinde sahabinin ne derece rol aldığı ve islam medeniyetinin sağlam temelleri atıldığı dönemlerden bu döneme kadar ne tür işkencelere maruz kaldığının hülasasıdan bir kaç  özetle:
***

Mahzumoğulları kabilesinden Ebu Huzeyfenin kölelerinden Yasir ve sümeyye vardı, çok geçmeden iki köle bir gönülde buluşmak suretiyle yasir’in talebi doğrultusunda Ebu huzeyfenin izniyle sümeyye ile evlenmişti. Köleliğin getirmiş olduğu çile sümeyyenin yanında bitiyordu, sümeyyenin çektiği çile yasirin yanında buharlaşıyordu… Böylesine bağlılığın, kentlenmenin, başbaşa vermenin semeresi ”Ammar” adında çocuklarının dünyaya gözlerini açması oldu. Ammar gittikçe büyüyor, gelişiyor ve zekasıda bu gelişmeye parelel artıyordu, Ammar oldukça zeki ve akıllı bir insandı… Daha çocukken kölelik sisteminin saçmalığından yakınan ammar, çok geçmeden Resulullah @ (Aleyhisselam)’ın safında yer almış o da erkam bin erkam’ın evinde ilk müslümanlar halkasını oluşturan gruba katılmıştı.  Sonraki gün ya da günlerde Anne ve Baba’sınıda müslüman olmak için Resulullah @’ın huzuruna getirmiş böylelikle ilk müslümanlar arasına Anne ve Babasınıda katmıştı. Bu aile’nin yaşadığı inanç gün geçtikçe artıyordu, ALLAH’a teslimiyetin resulullah @’a bağlılığın büyüklüğü karşısında müslümanlıklarını gizlemiyorlardı. Böylesine bir imanın doluluğunda ebu huzeyfe onların müslüman olduklarını anlamış, kabilesiyle toplantılarında yasir ve sümeyye’nin ileride ne tür işkenceler çekeceklerinin, ne tür cezalara maruz kalacakalarının istişaresi yapılmaya başlanmıştı. İslamdan vazgeçirmek adına ilkin karanlık bir mahzende aç ve susuz bırakmaya başladılar, Arap toplumunda bu tür cezalar oldukça yaygındı, dirayet göstermemeleri herhangi bir mücedeleye girişmemeleri için onları aç ve susuz bırakıp ”güçsüzleştirmek” onların vazgeçilmeziydi. Günlerce aç ve sussuz karanlık bir mahpusta türlü işkencelere maruz kalmaları onları dinden vazgeçirmeye yetmedi. Bu sağlam irade karşısında müşriklerden bazıları onları mahzenden çıkarıp çöl sıcaklığının kızgın güneşi altında bir direğe bağlayıp işkence yapmalarını önerdi, bu önerinin neticesinde söylenenler bir bir uygulandı, yasir ammar ve sümeyye bu çöl sıcaklığının, aç ve sussuzluğun, acının zaman zaman oluşturduğu baygınlıkla direnmeye çalışıyorlardı… Bu elim vaziyeti, kahkaha ve eğlence eşliğinde izlemek isteyen muşrikler akın akın geliyorlardı, çok geçmeden Resulullah @ vaziyeti duymuş, mahzunluk ve üzüntü içerisinde O’nların işkence edildiği yere gelmişti… Ancak çaresizce(…) bu işkencelere dayanmalarını bu zulümler karşısında ”sabrı” tavsiyelemiş ve cenneti müjdelemişti. İşkencelerin vücuda açtığı derin yaralar neticesinde çöl sıcaklığının boğazlarda bıraktığı kurulukla önce sümeyye ardından yasir, islamın çağlayacak ilk zamanlarında gözlerini ebediyete uğurlamış ve islamın ilk şehitleri olmuştu. Ammar acının tahammülsüzlüğüyle rasululullah @’ın aleyhinde konuşmuş böylelikle serbest kalmıştı, kanrevan halde rasulullahın huzuruna varıp durumunu dile getirdi, resulullah dil değil gönlün ne halde olduğunu sordu… Ammar ilk günün imani dolgunluğunu vucudundaki kan ve derin yaralarla tekrar dile getirdi….
Taberanin el mucemul kebir de rivayet ettiğine göre Resulullah @ ammar’ında ”haddi aşan zalim bir topluluk” tarafından öldürüleceğini(!) haber vermişti. Nitekim ammar bin yasir sıffın savaşında muaviyenin saflarına dalmış, onların mızrak darbeleriyle öldürülmüştü…  Bir takım rivayetlerin haberiyle başı kesilip muaviyeye götürülmüştü. Anne ve babasının çileli ve sabırlı imtihanın sadakatini oğulları ammarda aynı düsturla sürdürmüş islam yolunda o da canla başla mücadele etmiş ve şehitler safında yer almıştı.

***
Uhud’un çetin muharrebe meydanında hamzayı gözü dönmüşçesine katletmek isteyen  zalimler vardı,  vahşi mızrağını fırlatmak için an be an gözetlediği hamzayı çok geçmeden hunharca şehid etmişti. Mızrağıyla ciğerlerini sökmüş ebu sufyanın karısı hind’in yanına götürmüş ”Bu elimdeki ciğer baba’nın katili hamzanın ciğeridir” demişti… Hind hamzanın ciğerini dişleyip bir parça çiğnedikten sonra tükürmüş, daha sonra vahşiye ”beni cesedinin başına götür” demişti. Vahşi söyleneni yapıp o’nu cesedin başına götürmüştü, hind hz. Hamza’nın kulaklarını ve burnunu kesip kendine takılar ve bilezikler yapıp oradan ayrılmış mekkenin yolunu tutmuştu... Hz. resulullah @. Hz hamzanın şehid edildiğini duyunca o’nun mübarek naaşının yanına gitmiş, vücudundaki derin yaraları burnun ve kulaklarının kesildiğini orada görünce bundan çok derin bir üzüntü duymuştu… O gün Hz. Hamzaya üzüldüğü kadar hiç kimseye üzülmemişti.

***
Yine uhudun sancaktarı mus’ab, uhud harbinde bayrağı en önde taşıyan kişiydi.. İslamın sancağını taşımakla müşerref olmuş, islamın ilk talebe yetiştirme şerefine nail olmuş kutlu öğretmendi…
Bayrağı taşıması sebebiyle müşriklerin ilk öldürmek istedikleri kişilerin başında yer alıyordu, bir kılıç darbesiyle sancağı tutan eli koptu, bu halde savaşmaktan yılmayan mus’ab sancağı sol eline aldı,  bir kılıç darbesi daha mus’abın sol elini kopardı… İki eli kopan mus’ab kendi acısından bihaber vaziyette sancağı yere düşürmemenin derdindeydi, son çare pazılarıyla tutmaya çalışırken gözleri adeta yuvalarından fırlayacak duruma gelen müşrikler mızrak darbeleriyle mus’abı düşürdüler, bayrağında düşmesiyle ALLAH c.c mus’abın suretinde bir melek indirdi, melek yere düşen bayrağı aldı mus’ab suretinde tekrar savaşmaya başladı… Resulullah savaş meydanında mus’abın daha da öne gitmesini istiyordu bu çağrısına kaşrın ”Ben mus’ab değilim” cevabını alan peygamber o’nun melek olduğunu anlamıştı… Savaş sonrası mus’ab hunharca katledildiğinden ötürü bir parça bez üzerinde kalmıştı, İslamla tanışmadan evvel giydiği elbiseler üzerine sürdüğü kokuları yurt dışından gelen mus’ab, kızların onunla evlenmek için yarıştığı mus’ab, şehid edildiğinde O’nu sarmak için kefen bile bulamamışlardı… Resulullah @’ın emriyle vucudunun gözüken kısımları otlarla kapatılıp defnedildi…

***

Hubeyb bin adiyy  reci vakasında esir alınıp mekkeye götürülenler arasındaydı… Bedir ve uhudda islam safında çetin mücadeleler sarfetmişti(…)Esir alındığı aylar haram aylar olduğu için O’nu o aylarda öldürmediler fakat çok acı dolu elem dolu işkenceler yaptılar. Müşrikler darağacı kurmuş hübeybi asacaklardı… Hubeyb bu durum karşısında onlardan müsade istemiş fazla uzatmadan iki rekat namaz kılmış, ALLAH’a itaat ve teslimiyetin, Resulullah’a bağlılık ve hürmetin örneğini sergilercesine son defa başını secdeye koymuştu. (O’nun bu iki rekatlık namaz isteği daha sonraları adet haline gelmiş ölmeden önce ALLAH’a teslimiyet ve iman şuuru bu şekilde gösterilmiştir.) Hubeyb namazı bitirdikten sonra daraağıcına götürülüp yüzü medineye çevrilip bağladılar, sonra; ”dininden dönersen, resulullah’ı inkar edersen, seni serbest bırakacağız” dediler…  Kalbinde iman fışkıran bir insanın ”inkarvari” sözler sarfetmesi mümkünmüydü?.. Özgürlüğün dünyada bir esaret, esaretinde ahirette son bulacağı bir daraağacında Hubeyb bin adiyy özgürlüğün şerbetini içmek istercesine şehadetin lezzetine hasret bir şekilde ”Vallahi dönmem” dedi. ”Senin yerinde muhammedin olmasını onun ölmesini istermisin” dediler, o dar ağacında ölümünü bekleyen müşriklerin etrafını çepeçevre sardığı yerde ‘‘Vallahi ben muhammed @’in ayağına bir diken batmasına bile razı olmam” dedi. Yüzünü mekkeye doğru çevirip o şekilde ölmek istedi, hubeybin etrafına toplanan kureyş müşrikleri, ”İşte babalarınızı öldüren bu adamdır” diyerek genç çocuk orada kim varsa üzerine mızraklarla saldırdılar o durum halinde bile hubeyb yüzünü tekrar mekke tarafına kabeye doğrultmak istesede müşrikler o’nun başını Medine’ye doğru çeviriyordu… Hubeyb’in duası Üzere… Yeniden yüzü mekkeye doğru bir vaziyette  o da şehadet şerbetini içenler arasına ”Esselamu aleyke ya resulullah” diyerek katıldı.. Resulullah @ ashabı kiramla otururken, yüzünün rengi birden değişti, farklı bir hal aldı, ”va aleyhisselam” dedi… Sahabiler kimin selamını aldığını sorunca peygamberimiz hubeyb bin adiyy’in selamını aldığını dile getirdi(…)
Kırk gün darağacında asılı kalan, cesedi kokmayan, etrafa misk gibi kokular saçan kutlu sahabinin cenazesi, bir gece vakti peygamber’in emriyle zübeyr bin avam ve mikad bin esved gizlice gidip darağacından indirdiler. Deveye yükleyip medinenin yolunu tuttular, bu durumu farkeden müşrikler büyük bir kalabıkla onları durdurmak istediklerinde sahabiler hubeybin cenazesini kendilerini savunmak için yere koyduklarında, cenazeyi bıraktıkları yer yarılıp hubeybi içine alıp kapandı… Bu durumu muşahede eden muşrikler hemen oradan ayrıldılar…

***

Günümüz dünyasında orta afkrika cumhuryetinde ”uhudun şehidi” gibi katledilen müslüman,
Suriyenin dört bir yanında yasirce davasına sadık kalan müslüman,
Sümeyyece bir duruşu kendine rehper edinen en iffetli şekilde mücahid yetiştirmeye çalışan müslüman,
myanmarda aç ve susuzca ama islamla bağdışık bir hayat uğruna ateşlere atılan müslüman,
Bangledeşte; suçum ALLAH’tan başkasına kulluk etmemekti, bize kulluk et dediler, ben de as’ın! dedim.” Bunun üzerine hubeyb bin adiyy gibi asılan müslüman; Yasir ailesinin çektiği zulüm karşısında”Sabredin” diyerek cenneti müjdeleyen kutlu nebinin yolunda illerliyoruz. Hamd olsun ”O’nu bulan neyi kaybetti ve O’nu kaybeden neyi buldu” düşüncesiyle yol alıyoruz.
Batının tuzağına karşı  ”vallahu hayrul makirin(…)” (Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.) diye kur’ani müjdeyle yüreklerimize su serpen ALLAH’ın tevfiki, ebabillerce  zuhur edecek, ennihayet bu davanın tamamlayıcısı bir kez daha bedirce tavra Mekkece bir fethi doğurtacak inşallah.
Hülasa; Zamanın ”müslümanları” bir kez daha Bedirin mücahidi olma imtihanındadır…
Müslümana düşen yekvücud olması, zülmün meydan muharebesinde ”YİĞİTÇE” bir tavrı sergilemesidir.

Selam ve dua ile.

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top