”Kimya”sı bozuldu insanın, manevi ikliminden ayrıldı sonra. ”Kutsal” addettiği değerlerini yitirdi bir bir…
”İnsan”cıl yönü sadece ”sözcüğün” kağıt üstündeki tanımlanmasından ibaret kaldı. Yani bir insan vardı literatürde tanımlı ve bir insan vardı toplum içinde tanımsız! …
İnsan ”Vasıflı”ydı elbette!… Rab’bine karşı ”sorumlu”luklarını da bilmesi icap ederdi. Pek tabii ”insan” sosyal bir varkıktıda, topluma karşı bir duruşu, bittabi; kendisine karşı da sorumluluğunun olduğunun bilincindeydi. Hayat’ının gayesi ”Rabbinin” rızasına mazhar olmaktı. ”Amaç”ları için doğru ”araç”larında elzem olduğunu biliyordu.
Çalışıyordu insan çünkü: ”Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” ((Kasas 77)) Diyordu.
Dünya meşgalesinde yaşamaya mecbur olan insan çalışmayada mecburdu… Oysa ilahi düzen çalışmanın, ”bozgun”culuğa yer verilmemesi gerektiğini ikaz! ediyor, bu tutumun olmaması yönünde ”yasaklayıcı” bir rol üstleniyordu. Yani ortaya: İyilik yapan, çevresine karşı saygılı olan, çalışma ortamında ”çıkarcı” olmayan, sosyal yönden ”zararsız”, insan olması hasebiylede son derece merhametli ve şefkatli bir ”tanım” ortaya çıkıyordu. Her şey iyiydi! ”Din” eksenli bir hayat aslında yaşanılabilir bir hayattı. Çalışan ama hayatın ”fani” olduğunu da bilen, ”Ne ekersen onu biçersin” kadarınca; ektiği tohumların hasılatınıda alacağı, alacağının da hesabını vereceği şuurdaydıda. Müslümanın gayesi ”ALLAH’a ‘liyakat’ ölçekte bir ‘kul’ olmak” kulluk şuuruyla şuurlanmaktı.
Dediler ki; ”Gaye” dünya!… Amaçsa ”Ölmeyecekmiş gibi yaşamak” Nefsani hazlarla dolu bir dünya serdiler; sofrasında hazın doyumsuzluğu, hırsın sonsuzluğu, isteklerinse bitmeyişi vardı. Süre gelen yaşam, değişen düzen, algımızıda değiştirdi, amaçlarımızda, gayelerimizide! Nitekim ”ben” mevsiminde hayat süren insan ”bencillik” iklimine doğru yol aldı, o öyle bir iklimdi ki iliklerimize kadar tesir etti. Hazın hızında ”hayat” sefasına düşen/düşkünleşen insan, ilahi sefaretin ”ikaz” sedalarına kulak tıkayıp manevi sefaletin! içine düştü.
”Yemek için yaşama! yaşamak için ye” kaidesinden kopan insan, makus anlayışla ”yemek için” bu minvalde önünde ”engel” olan her olguya ”yıkıcı” bir tavır takındı. Kazanma hırsından taviz vermeyip bedeni doyumu yakalayan ama manevi iklimini çorak bırakıp ölüme terk etmekten de kendini alamadı… Böylelikle yaşam şartlarını ”iyi” bir konuma taşıyan, ruhunu da karanlık mahzenlerin dip kuytularında yalnızlığa terk eden, manevi ölümün ardından ruhsal ölümünüde tamamlayan bir yapınında temellerini attı. Refah seviyesinde yükselme olan ama ahlak seviyesinde düşüş yaşayan toplum, bu emellere ”meyyal” tavırlar takınıp evvelen manevi ölümünü ardından da ruhsal iflasının ardından gaddar bir imarında tamamlayıcısı oldu. Sonunda kimyası bozuldu insanın, kimyasını bozdular insanın… İhlas’ın bittiği yerde vicdanın asıldığı yüreklerde ”cani” duygular yetişir oldu. Yüzü gülen içindeyse ”çıyanlar” yüzen, sorumlu bir varlıktan sorunlu bir varlığa giden bir zemin oluştu…
Ülkesel bazda ekonomik açıdan ilk yirmi’de ama ”mutsuzluk” açısından ise sonlarda olan bir TÜRKİYE!
Neyi aradığından yoksun, neyi umut edeceğinden bihaber, neye bağlanacağını bilmez toplumlarda maddeten refah seviyesi ne olursa olsun manevi çöküntüden kurtulamazlar.
Ezcümle; ALLAH’a karşı Sorumluluk duygularını rafa kaldıran milletlerde, topluma karşıda gaddar tavırlar kaçınılmazdır. Stres, depresyon, intihar sonu ”elem” olan ne varsa bu sorunların ardında aramak gereklidir kalplere ”merhameti” aşılamadıktan sonra kuşaklara ahlaki bir miras malesef verilemez.
Ferdi olarak sonu geçici olana tutunmak değil, sonunda rahmet deryasının sonsuzluğu olan nimetlere ulaşmanın kulpuna tutunmak ona ”ümitlenmek” lazımdır. (Ümit ve mutluluğu burda aramak lazım.)
Dünya sevgisine bağlanmadan dünya lezzetlerinin oyalıcı hallerine tutulmadan bir yaşam mücadelesini sürmeye çalışırken; Aynı zamanda İslam’ın manevi ikliminde yetişmek, o iklimin havasında ”nefes” almaya çalışmak ancak insanı salahi bir hale bürüyecek ve insan ancak o zaman ”sorumlulukların” tesirinde, sorunlarının çözümünde milletçe bir kenetleşmeyle gidecektir.
Bu niyetle çalışmak bizden muvaffakiyet ALLAH’tan.
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




