Kur’an-ı kerimde bir ayet vardır ve şu anlama gelmektedir.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
‘’Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.’’1
Şimdi bir düşünelim!
Cebinde günlük maişetini geçindirecek kadar parası olan adam, bir aylık ücreti garanti ettiğini düşündüğü an koşuyor bankaya. Bir evin fiyatı ortalama 300 bin ise, en az 200 binlik faizide göze alıp yine ortalama 180 aylık bir taksitle ev aldığını ya da alacağını
düşünüyor. Kira derdinden kurtuldum zannederken bir yönüyle de bankanın kölesi olmuş oluyor.
İyi de kardeşim bu zamanda da arabasız olur mu? Diye yakınan adam, az biraz birikmişliği var ise koşuyor bankaya, biriktirdiğinin iki katı masrafla bir araba kredisi çekip uzun taksitlerle araba aldığını zannediyor.
Ortalama bir geliri olan esnaf, daha iyi kazanayım düşüncesiyle şu kadar kredi, bu kadar hesaplama derken iyi bir kazanç uğruna o da koşuyor bankaya.
Emekli maaşını bankadan çeken adam, kredi kart aidatını da düzenli ödediği için bankanın garantili müşterisi olarak görüldüğünden bankanın ağına o da takılıyor.
İyi bir telefon almak için, banka banka gezen kardeşim…
E ne yapalım geçinemiyoruz, hayat şartları bizi bankaya mecbur ediyor diye bahanelerle vicdan yapan adam, uzun soluklu taksitlerle ve geçinemediğine yakındığı fiyatların katlarıyla taksit ödemeye razı olduğu bankanın yolunu tutuyor.
E İyi de falanca şunu almış, bir diğeri bunu almış, şu çok güzel bir yerde arsa almış, öbürü şunu yapmış biz böyle bön bön bakalım mı? Diye dövünen adam, o da koşuyor bankaya…
Hali pürmelâlimizin vahim tablosu maalesef böyledir, öbür türlü bankaya uğramayan insan var ise de ya gerçek mana da ALLAH’TAN korkuyordur ya da banka zaten bir getirisi olmadığı için kredi vermiyordur.
Adama soruyorsun yahu şu evi alman şart mı diye? E ne yapalım en azından şu dünya da da bir evimiz olsun diyor. Bunu söylerken de öbür tarafın hakikatini görmezden geliyor.
Bakınız kur’an-ı kerimde bir ayet vardır ve şu anlama gelmektedir;
“Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.” ((Tekasur suresi 1-2))
Şimdi bir daha düşünelim!
Bir evim olsun gayesiyle bankaya çalışan kardeşim, borcunu bitirme safhasına geldiğin an aynı zamanda ömrünü tüketme safhasına geldiğin andır.
Araba arsa telaşına düşen kardeşim, hiç ölmeme garantisini elde edebilir misin borcunu bitirene dek? Kim verebilir böyle bir garantiyi ki sen bankaya 180 aylık garanti veriyorsun? Sahi ölmeyecek misin?
Şimdi şu çoklukla övünme yarışını bir daha düşünelim! Bu çokluk yarışı gerçekten ömür tüketiyor geçici olan bir dünyada bir şeyler elde etmek uğruna, kalıcı olacağımız “ahiret”i yok ediyor.
Dikkat edelim kazanmak hırsa dönüştüğü an sahibinin katili olur ne var ki kanaat ahlaka dönüştüğünde ise sahibinin kazancı olur.
Bu yüzden daha çok kazanayım diyenlerin ahir akıbeti hep mezarlardır.
İşim gücüm diyenlerin işsiz güçsüz asıl yattıkları yerler mezarlardır.
Çekişmelerin, çekememezliklerin, kavgaların son bulduğu yerler mezarlardır.
Bir evim olsun diyenlerin asıl evleri mezarlardır.
Ayeti kerime bir yönüyle çokluk telaşına düşmeden gayeyi unutmadan mezarlara oyalanmadan girebilmenin ikazını yapıyorken, hırsa dönüşen dünya sevgisi aslında bizi her şeyden sevgisiz bırakır.
Başa dönelim; Bizim asıl gayemiz ALLAH’a kul olmaktır, bankaya değil.
Eve, arabaya, telefona teknolojiye, bilime değil ALLAH’a sığınanlar gerçek kazanan kimseler olacaktır. Namazlarımızı 5 vakit kılmanın püf noktalarından biri de budur.
Sabah olunca dünyaya yönelmeden Rabbimize yönelmenin sırrına vakıf olanlar gerçek kazananlardır.
İşin gücün arasına öğle namazını sıkıştıranlar aksine işin gücün arasında namaza yönelenler, gerçek kazananlardır.
Her şeyin hesabının tek tek sorulacağına vakıf şuuruyla yaşayıp ALLAH’tan korkanlar gerçek kazananlardır.
Bu yüzden cebimizi hesap ederken cihetimizi de iyi düşünelim, cep derdinde iken istikametimizden de olmayalım. Bu dünya bir şekilde geçer, ama geç olmadan geçmesin yeter ki…
Dip Notlar:
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




