Bilgiye ulaşmanın kolay ama ihlası yaşamanın bir o kadar da zor olduğu zamanlardan geçiyoruz.
Konuşuyoruz, yazıyor çiziyoruz.
Yaşamıyoruz!
Bütün güzellikleri bir mısrada toplayacak kadar şairiz, edebi metinleri cümlelere dökecek kadar dolu! Kahramanıyız tüm romanların, ya hikayelere sığdıramadıklarımız… Kitap üstüne kitap tüketiyoruz, kitap üstüne kitap yazıyoruz…
Okuyoruz… Diploma üstüne diploma alıyoruz, bir tane yetmiyor birkaçını daha ardınca kovalıyoruz. 
Her şey olmaya çalışırken bir şey olamamanın kavgasında buluyoruz kendimizi. Tam da harfler parmaklarımızın ucundayken.
Çalışıyoruz, bir iş yetmiyor işleri kovalıyoruz. Kazanmak uğruna kaybettiklerimizin hesabı yok. Üstüne üstlük çocuk robotlar yetiştiriyoruz. Hayatı ekmek kavgasına endeksleyen bir düzende, iş için şimdiden çalışan ruhsuz çocuklar…
Yarışlara çevirdik hayatlarımızı. En güzel yemeği, en güzel geziyi, en güzel resimleri, en iyi okulları ve dahi en özel hallerimizi… Beğeni uğruna nice değerlerimizi yitirdik. Bugün şu kadar hatim indirdik, yarın şu kadar cüz okuyacağız… Ertesi gün okuyacaklarımız bunlar derken ömür tükettik. Sosyalleştikçe çöküyoruz.
Her halimizi, halet-i ruhiyemizi, duygularımızı ama her şeyimizi eksik bırakmadan sosyal çöküş sitelerinde paylaşmak için yarışıyoruz.
Sanki bizlerde görkemiyle iştah kabartan ama tadıyla da mide bulandıran hormon verilmiş meyvelere benzedik.
Nedir mesele?
Bir şeyler eksik tam da her şeyin olduğu bir zamanda.
Eksikliğimiz bilgide yitirdiğimiz ihlasımız.
Bilgiye gerekli ilgiyi verseydik bilgide gizli olan ihlasın ucundan da tutuverirdik. Biz belki de bilgiyi alıp ilgisiz bıraktığımız için ihlası yitirdik.
Zaten tüm meselemizde bu değil mi? Dikkat edelim Allah rızası gözetilmeyen her yerde gizlenmiş bir riya vardır.
Sakınanlardan olmak duasıyla.
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




