Bir Zulüm Bin bir soru(N)

Mynamar’ın kuzey batısında Arakan, Fransız sömürgesinden kalma Orta Afrika Cumhuriyeti,
Katliamların, suikastların ve birçok Müslümanların idamla yargılandığı ve çoğunun başta cemaati İslami liderlerinin idam edildiği Bangladeş, İran’ın körüklemesinden yola çıkarak yemende baş gösteren husiler…

               Gerek milattan önce ve gerekse de milattan sonra bile gün yüzü görmemiş Filistin, 2003’te başlayan ve yüz binlerce Müslümanların evinden barkından olduğu, bir o kadarının da can verdiği Irak işgali, 2011’de iç savaş olarak başlayan, ardından büyük devletlerin müdahil olmasıyla bataklık haline dönen Suriye, Paralelinde Mısırda gelişen darbe, Türkiye de 15 Temmuz ve daha isimlerini yazarak bitiremeyeceğimiz birçok ülke, birçok bölge ve ölen milyonlarca Müslüman.
Sosyal medyaya yansıyan görüntülere bakıldığında şüphesiz insan onurunu zedeleyen, Müslüman olsun olmasın “insanlığa” sığmayan bir vahşetle karşı karşıyayız. Peki, buna karşı Müslüman’ın tepkisi ne durumda?
Orada burada “Beğen” butonunda ileri gitmeyen, tüm gecesini televizyon seyrederek geçirip uyuya kalan, sabah namazından bihaber, öğlen anca uyanabilen, kahvaltı masasında günlük haberleri takip ederken o günün “arife”sinden hareketle “ALLAH’IM bugün arife, sen arakanda ki Müslümanlara yardım et” diyecek durumdayız. Birileri de çıkıp “ne var yani olamaz mı” diyor. İyi de adama demezler mi Kardeşim “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”
Olmayacak duaya aminler sıralayaduralım bir faydası yok…
Esasen daha ilerisi de yok, dahası bir çabamızda yok. Toplumun neye meyyal olduğunu o günün “reyting” sonuçlarından öğrenebiliriz.
Dua diyoruz, adabınca edebince dua edecek bir bilgimiz yok,
Affet ALLAH’IM çaresiziz derken, kalbin dille uyuşmadığı bir uyuşukluğun vurdumduymazlığın içinde kalıyoruz…
“Paylaş” herkes duysun diyoruz, herkes duyarken kalplerimizi sağır ediyoruz…
Sonrası saniyelik yaşadığımız acılardan öte ufak bir sızıntı, bir “ah” kadar öteye geçmiyor.
Alışıyoruz… Alıştıkça duyarsızlaşıyoruz.
Kimse yediği yemeğinden bir öğün olsa bile ödün vermiyor.
Acaba kaçımız  “kardeşim” dediği Müslüman; yerinden, yurdundan, eşinden, çocuğundan olmuş ta önünde duran yemeği protesto ediyor? …
Kaç kişi beğen butonundan ziyade akşamı aç geçirdi?
Dua derken kaçımız fiili olarak sabah namazında Rabbinin huzurunda el açıp dua da bulundu?
Sayısı On’u geçmeyen cemaatler yüz kişi oldu mu?
Müslümanlar kendi aralarında birleşti mi?
Küs olanlar kendi gururlarını kibirlerini ayaklar altına serip birbirlerine sarılıp barıştılar mı?
Namaza dururken ALLAH’u Ekber diyen Müslüman ALLAH’ın büyüklüğü karşısında kendi küçüklüğünü acizliğini görüp, bencilliğinden vazgeçti mi? Ben “ALLAH büyüktür dediğim halde nasıl büyüklenirim” egosundan kurtulup kardeşiyle küskünlüğüne son verdi mi?
Kaç kişi dünya da zulüm gören Müslümanlar hatırına kendi âdeti huylarından vazgeçip evlerinde sohbet halkası oluşturdu?
Kaçımız televizyon muhabbetlerinden kurtulup aile muhabbetlerine döndük?
Vazgeçebildik mi haftalık dizilerimizden?
Canımızı okuyan programlarımızdan?
Eğlence kültürümüzden…
Ne yaptık? Bir zulüm oldu/oluyorken bir başkasına duyurmaktan başka?
Siyeri nebiyi kaç defa okuyup üzerine kafa yorduk?
Nebevi metodun hayat inşası nasıl oldu? Medine de başlayan medeniyet nasıl gerçekleşti?
Kur’an bizden nasıl bir Müslüman olmamızı istiyordu acaba?
Mahzunuz… (Sadece mahzun! o da geçer 5 dakikada.)
Cuma namazlarından sonra 10 dakikalık bir protesto manifestosu, bir iki sloganik cümle! Üç beş dedikodu, sonra günlük hayata devam…
Bir şeyler değişmeli, değişmek mecburiyetinde.
Rutinleşmiş hayatlarımızdan ödün verip ALLAH’ın emrettiği bir hayata geçmeliyiz.
Dua derken, nasıl bir dua bilinciyle nasıl bir dua şuuruyla hareket etmeliyiz öğrenmeliyiz.
“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.” ((Araf 55)) Ayetinin neresindeyiz? Gece uykularından feragat edip teheccütün sonrasında yalvara yakara dua edebildik mi?  Acaba Rabbimizin bize göstermiş olduğu yol ve usul üzere dua edebiliyor muyuz? Dua derken yalvara yakara ağlaya ağlaya kendi gözyaşlarımızda boğulduk mu?
“Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.” ((Bakara 153)) Buyuruyor Rabbimiz. İstemeyi bildik mi?
“Vermek istemeseydi istemek vermezdi” dedik amenna…
Ancak istemenin usulünü de gösteren Rabbimize samimiyetle yönelebildik mi?
Namazlarımızda dualarımızı haykırabildik mi için için?
Kendimizi kurban edebildik mi Kurbanlıklarımızı kurban etmeden önce?
ALLAH’ a yakınlaşmak için öncelikle Müslümanların birbirlerine yakınlaşması icap etmez mi?
Bedenlerin yan yana durduğu ama ruhların uzak mesafeleri aştığı,
Komşulukların sıklaştığı ama insafın sığlaştığı,
İsrafın arttığı ama isarın unutulduğu,
Göze hitap eden güzelliğin, sireti harap eden bir yola çıktığı hayat tarzından vazgeçip, ALLAH’ın farzlarına koşmanın künhüne varacak bir topluma dönüşmeden, orada burada “Katili de maktulü de” paylaşmak fayda vermeyecektir.
“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanıp bölünmeyin …” ((Ali İmran 103)) Ayetine vakıf olup gereği gibi amel olunmak duasıyla.

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top