Talimden Tahrife

Gün geçtikçe ibadetlerimiz daha farklı bir şekil almaya başladı. İçeriğini boşaltıp sadece şekilden bir hal alan, bir yönüyle gösterişe, “ibadetler” üzerinden kendimizi pazara çıkarmaya çalıştığımız bir şekle büründü… Ramazanlar her yıl daha bir coşkulu karşılandı. Haftalıkçı Müslümanlar olduğu kadar, aylıkçı Müslümanların da sahnelendiği bir ay’a büründü.            Şehrin belirli yerlerinde iftar çadırları açıldı akşama kadar tuttuğumuz oruçlar o çadırlarda tıka basa yemeklerle doldu doluyor. QgVWdXMidemizi koruduğumuz kadar, gözümüzü de kulağımızı da dilimizi de haramlardan koruyor muyuz? “Açın halinden aç anlar” ilkesinden yola çıkaraktan boş bıraktığımız midelerimizi iftar da doldurmak için nasıl hazırlıklar yapıyoruz? Türlü türlü yemeklerden, çeşit çeşit tatlılara kadar yaptığımız hazırlık ve akabinde şişene kadar yediğimiz yemeklerden sonra günü, oruçlu geçirdiğimize kani oluyor muyuz? Bizim ramazandan alacağımız dersler bu mudur acaba?

Oysa ALLAH c.c kişinin nasıl bir Müslüman olması gerektiğini adeta bizlere ramazanda gösteriyor.
Bir okul bir kurs hükmünde olan ramazan ayı Müslümanları talime, eğitime sokuyor. Müslüman o ayda hizaya geliyor, Onbir ay nasıl Müslüman kalınacağını öğretiyor. Akşama kadar aç kalan mideleri, yemeklerle tatlılarla azdırmamak gerektiğini ikaz ediyor. Aksine böyle olunursa ramazan sadece ismi üzerinde bir ay olarak gelir ve o şekilde geçmiş olur.
Ramazan ayında zaten dikkat ettiğimiz haramlara günahlara daha da bir pürdikkat ediyor muyuz? Maalesef Gazetelerin manşetlerini süsleyen haberler bunun böyle olmadığını gösteriyor. “Ramazan da ekmek israfı artıyor” “yemek” israfı artıyor… Yediklerimiz içtiklerimiz daha da çok artıyor. Bu bize ramazandan ders almadığımızı gösteriyor, bunu gözümüzün içine soka soka gösteriyor hemde!

…

Etrafımız ateş çemberi, Müslümanlar hiç olmadığı kadar zulüm ve esaret altında. Coğrafyamız da istemediğimiz her türlü olumsuzlukları görmek mümkün. Her gün yeni bir olay, adeta efendimiz aleyhisselatuvesselamın buyurduğu üzere “Hiçbir yıl yoktur ki öncekinden daha kötü olmasın” Hadisini gözler önüne seriyor. Yıllar günlere dönüşecek kadar kısaldı, ver her yeni gün geçen eski günleri aratır oldu. Tüm bu olumsuzluklar içerisinde acaba bizler Ramazana eşsiz bir fırsat gözüyle bakabiliyor muyuz? Her gün biraz daha eksilen ramazanın hatırına ellerimizi açıp kardeşlerimiz için dua da bulunuyor muyuz? Camilerimiz ne derece doluyor? Teravihlere olan ilgimiz nasıl bir boyutta? “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” ilkesini ne derece yerine getiriyoruz?

…

Onbir ay hiç görmediğimiz insanları Ramazan mevsiminde görüyoruz, tv’ler bir yönüyle gayri ahlaki evlilik programları düzenlerken aile kültürünü katleden, mahalle geleneklerini tersine çeviren, giyim kuşam, kılık kıyafet ölçüsünü büsbütün yok eden diziler ve benzeri programlar bir bir icra edilirken, yine aynı kanallarda ramazan sevincinin gösterişli programları da icra ediliyor.
Verilen sohbetlerden yapılan vaazlardan ne derece etkileniyoruz muamma. Acaba seviyemizi  “Başörtüsünün üzerine güneş gözlüğü takmak caiz midir hocam?” sorusundan ne durumda olduğumuzu anlayabilir miyiz? İlk inen ayetlerden ilkinin “İkra” Oku! Emrinin muhatabı olan bizler bu “Oku” kısmını nasıl anlamışız? Kendimizi ne derece okuduk? Oysa Bilgi çağındayız. Fakat paradoksal bir boyut alan bu çağ bilgi çağı olduğu kadar diğer yönüyle cehaletin zirveleştiği bir çağ da olmuş durumda.

…

İlginçtir bu aya has eğlence programları tavan yapıyor, envai çeşit sanatçılar, ilahi grupları, kah konser havalarında meydanlarda vs. boy gösteriyor. Gelen izleyici kitlesi bayan erkek karışık oturup izliyor, eşlik ediyor… İslam’ın ruhuna uygun ne derece işler yapıyoruz?

Din üzerine yorumlar, yorumcular hiç olmadığı kadar boy gösteriyor.
Asıp kesmeler, meydan okumalar, tartışmalar gırla giderken…
Ramazan ellerimizden, gönüllerimizden kayıp gidiyor… Ramazan sarhoşluğuna kapılıyoruz, oysa ramazanda daha çok diri olmamız gerekirken, daha çok hassas olmamız hassasiyetle davranmamız gerekirken her şey aksine aksine ilerliyor.
Kur’an-ı kerim yarışmaları düzenleniyor. Ses üstüne sesler seçilirken, mana üstüne mana yok ediliyor. Makam üstüne makam beğenilirken manevi iklim kaybediliyor.

Denize kıyı olan şehirlerimiz de iftarlar açılır açılmaz soluğu sahillerde alıyoruz, camilerin yolunu çarşılar, sahiller, eğlence ortamları, sinema salonları, cafeler alıyor.
Hâsılı her geçen yıl panayırlara dönüştürdüğümüz ramazan ayı daha da bir çeşitleniyor.
Durum vahim! Talimden tahrife gidiyoruz. Ramazanlar bizden şikâyetçi olmadan kendimize çekidüzen vermeliyiz.

Bu gidişata dur! Demeli

Ya da

Durdurabilene aşk Olsun! demeli…

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top