Mirac’ın Mubarek Olsun ”Kutlu” Nebi

Tebliğ peygamberlerin olmazsa olmaz özelliklerindendir. Bu sebeple ALLAH dinin ikmalini tamamlamak için Hz. Adem (as) den peygamber efendimiz (a.s) dönemine kadar bir çok peygamber göndermiş, dönemin şartlarına göre şeriatleride vermiştir. Her peygamber elbette bir çok zorluk yaşamış musa kardeşi harun ile firavuna, Nuh (a.s) kendi kavminin asi başkaldırışlarına, Salih peygamber lüksiyet içinde yaşayan topluluğa, İbrahim (a.s) kendi döneminin nemrud’una karşı tebliğ vazifelerini sürdürürken oldukça büyük sıkıntılar çekmişlerdir. Ancak ne var ki hiçbir peygamberin hayatı en ince ayrıntısına kadar alemlere rahmet peygamber efendimiz kadar ayrıntılı bilinmemektedir. Bu sebeple efendimizin yaşadığı dönemde çektiği sıkıntıların müslüman üzerindeki tesiri elbette diğer peygamberlere nazaran daha ziyadedir.

O, güzel ahlak’ın tamamlayıcısı, (( “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”  (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) )) girdiği her zorluğa karşı sabrın timsali idi. Tebliğ dönemlerinde kendisini koruyup kollayan amcasının vefatı, inen ilk ayetlere teslimiyet örneğini gösteren ”Hz hatice”nin de ardından bekaya göçmesi, peygamber efendimizi derinden üzmüş! bu sebeple bir teselli aramaktadır. Hayatının sadeliğinde tebliğin güzelliğini irşad eden Rasulullah (a.s) taife doğru yol alıp oradaki topluluğa da tevhidi aşılamakla teselli bulmak isteyecektir.
Malesef kutlu davet Taifte de ayrı bir hüzünle sonuçlanmış, Efendimiz (a.s) en ağır hakaretlere maruz kalarak taşlanmıştır.

Tabiatiyle malumdur ki; insanların yüreklerindeki inancı silip yerine başka bir inancı yerleştirmek zorların zorudur. Bu zorluğa güzellikle yanaşmak, yüreklere ”tevhid”i aşılamak elbette nebevi metotla ”sabrın birini ‘bin’ edip” yürümekle mümkün olacaktır.
Hedefe varılması için olmazsa olmazlar eşliğinde güdülen sabrın misyonu oldukça büyük sonuçlar doğurmuş, ALLAH (c.c) efendimize teselli verecek büyük bir mükafat olan ”mirac”ı ihsan etmiştir.

Efendimiz (a.s)’a açık davet ((” Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir! ” (Hicr 94) )) emri geldikten sonra, kah panayırlarda kah ev ev dolaşıp hakkı anlatmayı vazife edinmiş her şiddete metanetle yaklaşmasını bilmiş en ağır hakaretlerde bile vakur mizacından taviz vermemiş ”Ya Rab! Onlar bilmiyorlar bilselerdi yapmazlardı” demiştir. O bu yolda karşılaştığı her acıya ”tahammül” gösterip yüreğinin potasında eritmeyi başarmış, özelde ”ümmeti” genelde ise bütün insanlığı kuşatıcı bir örneklik ((”Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. ” (Ahzab 21) )) temsil etmiştir.
İnsanlığa olabilecek en güzel ”model” olan, misafirhane hükmünde olan bu hayatın bekaya intikal döneminde; kırmadan kırılmadan yürümenin yolunu en güzel şekilde tarif eden, hayat klavuzunda şaşmaz bir rehper olan, O dönemlerden bu dönemlere ışık tutan, hayatıyla hayatlar yaşatmaya sebep olan, insanlığın varlık gayesinin sadece ”ALLAH’a ‘kul’ olmak” ((”Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) )) olduğunu aşılayan efendimizi anlamaya çalışmak, herşeyden evvel en önemli önceliğimiz olması gerekir.
Eğerki bizler mirac’ın manevi büyüklüğünü müşahade edecek hassasiyete sahip olabilirsek, Miraç gibi  kutsiyeti ulvi olan gecede, namaz gibi farziyeti ”ala” olan ibadetin mahiyetini kavrayabilirsek, peygamber için miraç, ümmet için de ”teselli” olacak! işte o vakit secdelere giden başlar islamında demirbaşları olacak inşallah.
Bu iştiyakla; Peygamberin miracı müminin dirilişi olması umuduyla…

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top