Batı düzenine karşı islam!..

İnsan ”geçici” bir dünyada ”kalıcı” bir hayat istiyor. Sonu ”ölüm” olan bir dünyada ”sonsuz” bir mutluluk düşlüyor. Lüks bir yaşam, hiç ‘incinmeye’ yeri bile ol(a)mayacak bir ortam arzu ediyor… Modern bir hayat, modern bir ev, modern bir çevre, modern bir eğitim, modern giyim, herşeyin en üst düzeyini en iyi şekilde yaşamak istiyor…
Nefse hitap edebilecek hemen hemen herşeyi en incesine kadar düşünüyor, kimi zaman yerine göre hayal ediyor.
Amacının ”lieclilillah” çizgisinde bir hayatla, RAB’be kul olma bilincini kendine ”Kur’an”  rehperliğinde ve Resulullah (@) ((Aleyhisselam)) önderliğinde hedefleyen/hedeflemek isteyen ”müslüman” şahsiyet, günümüz dünyasında bu amacından sapmış /saptırılmış, islamı esasta sadece ”kimlik müslümanlığı” vaziyetine bürünmüş bulunmaktadır. Helalin veyahut haramın mahyeti değersizleştirilmiş, buna karşın bir şeyin nefsi açıdan ”keyfiyeti” nasılsa o şekilde bir hayat idame ettirilmeye(…) çalışılmıştır!
Müslümanın çağımız dünyasında bir şeyi keşfetme, icat etme, üretme, kendi içinde buldunduğu ortamda güçlü bir konuma gelebilme ya da gelecek olma durumunun engellenmesi adına, müslüman; üretmesin, düşünmesin, birşeyler üzerine kafa yormasın, har vurup harman savursun, ”tüketsin” anlayışını hakim kılabilmek ve dahi ”anti islam” düşüncesinin ”ılımlı islam” kelimesine bağdaştırılması eş anlam kazandırılması için var gayretle çalışılması temel amaç olmuştur. Zira sürekli tüketen müslümanın finansman kaynağı da yine üretenden geliyor  var olan bu döngünün ise temelini yine batı ve batı sempatizanlığına soyunanlardan teşekkül bir yapı imar ediyor. Hakim gücün varlığını sürdürebilmesi ve tek güç olabilmesi adınada müslümanı daha çok ”tüketmeye” buna paralel sosyalleştirmeye reel/sanal her türlü zeminde bütünleştirmeye teşfik ediyor… Açık ara görünen ve malesef bu düşüncelerden hareketle insanların kızlı erkekli her türlü ortamda bulunmasının meşru görülmesi, bidatça yapılan bir çok hareketin sanki dinde varmış gibi sakınca görülmemesi, bir cafe ortamından, bir sinema salonuna kadar yerine göre ”iffetçe” bir hissin bu tür ortamlarda bulunmasının hoş karşılanması, bu türden mevzuların her alanda faaliyet gösterilip ve adına ”kültür” denmesi, değişen kafa yapısının islamda tahrif oluşturma çabasından öte bir eylemsel plandan gayrısı olmadığının apaçık göstergesidir. Farkında olup/olmadan içinde bulunduğumuz bu sirkülasyondan kurtulup, kur’an-i düstur nezdinde objektivisit ölçü olarak bakmasını bilirsek eğer, kur’an-i bir edepte farkederiz ki hükümsel inen ayetlerin hepsinde ”mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, yahut müslüman erkeklerle müslüman kadınlar” ayırımı yer almakta ve daha sonra gelen ayetlerin devamında hükümler açıklanmaktadır. Bundan ötürü ayetlerdeki ince sırrın tezahüründe anlaşılan o ki bayan erkek her ortamda bir birinden ayrıdırlar…
Malesef ki batının adeta islam coğrafyası üzerinde daha çok tüketme bu tüketime paralel sosyalleştirme zevku sefa yönünden her türlü faaliyeti gösterme, yine gerek yazılı ve görsel medya aracılığıyla insanları daha çok teşvik etme neticesinde; kur’an raflara kalkmış, yerini rehavet bataklığı almış, maddenin pençesine esir düşmüş, elektronik türden makinelerin esaretinde islamdan gayrı bir hayat yaşanır olmuş duruma gelmiştir…  Ülkemizden yola çıkılacaksa eğer durum analizinde artık çoğunluk kazancın ”helalini” değil, miktarını… Para kazanmanın, kısa yoldan zengin olmanın kolay yönünün nasıl olabileceği,  hedefe varılması gereken yolda herşeyin ”mübah” görülme anlayışının bile! hasıl olduğunu görüyoruz. Sosyalleşme alanında ”Ülke” olarak dünya çapında birinci olmamız, gerek telefonda konuşma ve yazışma olarak rakipsiz olmamız, piyasaya yeni çıkan bir telefonu hemencecik alma yarışında ne derece ”hırs” gösterdiğimiz, yeri geldiğinde bir marka müslümanı olmamız, işimize geldiği kadarınca islamı yaşamamız, süslüce müslümanlığa ayak uydurmamız, giyimden kuşama, örften adete batı medeniyetince yapılmış her türlü kıyafeti böbürlere böbürlene giymemiz,  aslında kapitalist bir düzene ayak uydurduğumuzun ve bir takım planların yürütülmesinede destekçi olduğumuzun kanıtını taşımaktadır.
İçinde bulnduğumuz vehamet bu denli açıkken, başımızı gökyüzüne doğru kaldırıp, artık taş yağsın mı demeli? yoksa resulullah (@)’ın içinde bulunduğu o artamın manevi tezahürüne erişebilmek ve tüm tağutları kendi içimizden atabilmek için O’na indirilen kur’an’a mı uymalı ve sünnetine mi sarılmalıyız?
Ehli sünnet çizgisinden şaşmayacak vaziyette bir hayat yaşanmadığı müddetçe yıllar müslümanın lehine değil hep aleyhine olacaktır… İtikadi tahrifte ideolojisini maddeye endeksleyen bir güç karşısında elbette bizimde inanç gücümüzün olması gerekir… Batı düzenine karşı ”islam” ancak sacit nesli çoğaltmakla mümkündür… Hasılı kelam, yazıya özet olması gereken ve belkide denmesi lazım gelen o dur ki; öyle ya da böyle bir şekilde zaman hızla  geçiyor… Tüm bunların yanı sıra insan ”ölüyor!” her canlı ölümü ”iliklerine” kadar tadıyor.
Ne mutlu o insanlara ki ölümden sonraki hakikate inanıyorlar ve o hakikatin bir parçası olmak için mücadele ediyorlar…
Ne mutlu o insanlara ki sonu ”ölüm” olan bu dünya da Onlar mutluluğu ”ölümsüzleştirmek” için ”ALLAH’ın” ezelde belirlediği islama sarılıyorlar…
Ne mutlu o insanlara ki; Onlar ne hakkın ne de hakikatin kaybolmadığını biliyorlar… Onlar  bilirler ki zalimde ölüyor mazlumda ölüyor ve tüm bu olup bitenler büyük günde bir muhakemet ül kübraya bırakılıyor.
Ne mutlu o günde yüzü ”ak” olana…
Ne dersiniz söylemek gerekmez mi? bizimde son sözümüz ”Mevla bizide o günde yüzü [Ak] olanlardan eylesin!..

 

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top