İnsanlar dünya hayatında yaşamları boyunca türlü türlü imtihanlara tabi olunurlar. Yerine göre her imtihan, sınanma anında kendi büyüklüğünü gösterir. Bu noktada muhim mesele insanın ailevi yönden aldığı eğitim, terbiye ve görgü kuralları, öte yandan gelişimini büyük çapta etkileyecek; edindiği arkadaş çevresi ve bulunduğu sosyal ortamdır.
Bu iki önemli unsur insan üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Çocuğun yetişme evresi ve gelişim süreci ne kadar sağlıklı/iyi olursa o kadar büyüklükte sağlam bir iradeye sahip olur. İleriki hayatında tek başına vereceği kararlar bu temelin etkisiyle daha ölçülü daha az hata yapma olanağı sağlayacaktır. Ancak bu yeterli midir? diye sorulacak olursa, elbette yeterli değildir. Bunun yanı sıra insanın azılı düşmanları olan nefsin ve şeytanın vereceği vesvesedende haberdar olmak en azından düşmanın ne cihette saldırdığını bilmek ve o mücahede de gelişim gösterip büyükçe bir mücadeleye girmek lazımdır. Bir müslümanın çocuğunu yetiştirme hususunda üzerinde durması gereken en önemli konuda bu iki meseledir. Elbette işin en önemli ve büyük bir kısmını oluşturan şeytan ve nefse karşı mücadele kişinin yetişme evresinde gördüğü eğitimle ilişkilidir. Zira dinimiz çocuğun yedi yaşına gelince dinin emir ve yasaklarının, ölçütlerinin, helaller ve haramlarının neler olduğunun öğretilmesini ve ergenliğe bastıktan sonrada artık bunların üzerine farz olduğunu bildirilmesini emreder. Bu konuda da efendimiz @ ((Aleyhisselam)) bir hadisinde şöyle der: ((Ramuz’ül ehadis 2. cilt s 1126 hadis no.4852 ))”Çocuğa yedi yaşındayken namazı emredin, on yaşına girdiğinde kılmazsa (namaz kılmadığından) onu dövün.”
Bir başka hadis ((ramaz’ül e hadis 1. cilt s. 109 hadis no: 405 )) ”Çocuklarınız konuşmaya başlayınca, onlara; ”La ilahe illallah”ı öğretin. Sonra ölürse aldırmayın. Kur’an-ı güzel okumaya başlayınca onlara namazı emredin.”
Ve yine bir başka hadistede: ((Sahihi buhari 1. cilt s.321 hadis no: 955)) Rübbeyyi bintü muavviz (r.a): ”Hz peygamber @ aşure günü sabahı ensar köylerine: ”Kim oruçsuz sabaha çıkmış ise geri kalan gününü oruçlu tamamlasın. Oruçlu olarak sabaha çıkmış ise orucuna devam etsin.” Diye haber gönderdi.Bundan sonra oruç tutar, çocuklarımıza da oruç tuttururduk. Onlara renkli yünlerden oyuncaklar yapar, yemek için ağladıklarında da bu oyuncaklardan verirdik. Böylece iftar vaktine kadar dayanırlardı.” demiştir.
Bu konuda benzer hadisler mevcuttur ancak şu var ki çocuklar nasılki 7 yaşına geldiğinde namaz emrediliyorsa aynısı oruç içinde geçerlidir fakat çocuğun dayanıklık durumu göz önünde bulundurulup belki bir ay boyunca değilde birer gün arayla oruç tutmaları ve 10 yaşına kadar iyice oruca alıştırılmaları gerekmektedir. Hadislerdende anlaşılacağı üzere dinimiz çocuğun 7 yaşına geldiğinde artık kur’an-ı güzel okuyacak duruma geldiğini ve böyleliklede namaz kılma yaşına girdiğini emreder. İslam’ın istediği terbiye ”Ağaç yaş iken eğilir” düsturunca daha küçükken doğru bilgiyi doğru bir şekilde vermek çocuğu sağlam temeller üzerinde inşa etmektir. Aksi halde bu alışım süreci çocuğa iyice verilmezse illerleyen yaşlarda çocuk dini vecibelerini yerine getirmekte büyük gevşeklikler gösterebilir ve din olgusundan büsbütün uzaklaşmaya kadarda gidebilir…
Esasen bu bağlamda günümüze bakıldığında çocuk yetiştirme algımız tamamen din etkisinden kopmuş batı kültürüyle asimile olmuştur. Bunun etkisidir ki bugün daha 7 ‘sinde çocuğuna söz geçiremeyen bir nesil türedi, 14 üne geldiğinde ise, annesini tehdit edecek ve belkide evden kaçacak nihai olarak intihara teşebbüs edecek genç bir toplum oluştu. İşi dahada illeri götürüp, annesini katletmek için anket hazırlayan, iki kız kardeşin, annesi bir söz! söyledi diye bir olup annelerini öldüren! zihin algısında tamamıyla nefsani hırsı barındıran bir yapı oluştu. Söz gelimi TÜRKİYE’nin genç nüfusu bir anlamda iftihar tablosu olarak aktarılır örneklendirilir, fakat git gide islamdan kopan; anne babaya karşı saygısı kalmayan dinin bir yozlaşı, islamın ”gerilik” ile anılması, ”bağnazlık” diye düşünülmesi/dillendirilmesi temelleri atıldı.. Yani genç nüfus çoğaldı islam üzere yetişen nesil azaldı.
İslam ahlakının öğretisi, günümüz teknolojik dünya algısında darlaştırıldı. Zira kuran-ı kerimde ((İsra 23)) ”Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” Diye emretmekteyken bunun aksine bir yol izlendi… Kur’an ve hadisten alıncak ahlaki derslerin yerini, moda, marka ve ”lüks yaşam” aldı. Bundan dolayıdırki Kadın batı kadınını örnek aldı, ”Ama” dedi; ‘‘O toplum içinde çalışıyor bende çalışmalıyım, o toplum içinde baş açık dolaşıyor, bende dolaşmalıyım. hem bu medeniyet, özgürlük, refah olarak algılanıyor; bende bu şekil algılamalıyım.” deyip büsbütün açıldı… Hatta öyle açıldı ki daha 15’ni tamamlamamış bir genç kız bile üzerine sürdüğü parfümler giydiği daracık kıyafetler yüzüne sürdüğü bir dünya makyajlar normal karşılandı. Kadın toplum içinde çoğaldıkça ALLAH katında değerini azalttı. Kadın dinsiz batının sefil kültüründe gençliğini gark ederken, bu hızlı yaşamın bir son durağınında var olduğunu hiç düşünmedi. Heva-i hevesinin esaretinde geçirdiği yıllarını özgürlük diye algıladı; nefsin tutsaklığı, hırsın şiddeti O’nu önce maneviyatından etti sonra dinini katletti.. ”Kur’an-i tabirle” Anne babaya öf bile deme!.. Yasağı, çocuğun annesini ”Öldürmesiyle” sonuçlandırdı.
Çocğum okusun dendi, okullar caniler yetiştirdi. Batının devşiri okullarında çocuk yetiştirmek, marifet zannedildi!. Çocuğum kültürlü olsun denildi ama kültürün aslında islam ahlakıyla ahlaklanmak olduğunu kimse önemsemedi. Böylelikle maneviyat dolu kalplerin dibi delindi. Yudum yudum, damla damla kuruyan manevi iklim yerini çoraklaşan topraklara kuruyan ağaçlara bıraktı.
İslam medeniyetinin sürdüğü dönemlerde 7 sinde olan çocuğun büyük çoğunluğu hafız olma durumundayken, günümüz modernitesinde 7’sinde olan bir çocuk tam aksine doğru dürüst konuşacak, edeple yemek yiyecek, büyüklerine kaşrı nasıl saygılı olacak bilmez duruma geldi. Peygamber ((Remaz’ül e hadis c.1 s.685 hadis no: 2891)) @: ”Kadın avrettir, evinden çıktığı zaman şeytan arkasına düşer. Onun ALLAH’a en yakın olduğu yer, evinin köşesidir.” Diye buyurdu. Kadın tam aksine nefsine ve şeytana uyup evine dönmez oldu, ALLAH’a en yakın olduğu yerden uzaklaştı, şeytana en yakın olan sokakları çarşıları eğlence mekanlarını seçti. ALLAH resulü ((Ramuz’ül e hadis 1. cilt s. 526 hadis no: 2115)) ”Bir kadın kokulanıp, sokağa çıkar ve yabancı erkekler kendini hissetsinler diye yanlarına uğrarsa, zina yapmış kadın gibi olur. Haram bakan her göz zina yapıcıdır.” Uyarısında bulundu, kadın ise daha sokağa çıkmadan sürdüğü parfüm büsbütün sokağı sardı. İnsanlar onlara baksınlar diye her gün değişen modayı takip etti. Fit görünmek için olmadık diyetler çekmedik eziyetlerden geri durmadı… Kadın tüm bunları yaparken çocuğunada böyle bir düşünceyi aşılatmış oldu. Adı islam olan ama içinde hiçbirşey olmayan nesiller böylelikle türemiş oldu. Kadına kocası bakmakla yükümlüyken, kadın kendi nafakasını kendisi çıkarma adına çalışmayı hedef aldı, erkeğin üstlendiği her işe kadında kendinden pay edindi. Bu yüzden modern dünyada evli olan çoğu kadın çocuklarına bakıcı/dadı arama telaşına düştü, çok geçmeden bunun içinde kreşler açıldı… Öyleki artık her mahallede kreşlere rastlamak mümkün hale geldi. Böylelikle çocuğa: Ahmet, Mehmet, Ali, Ayşe isimleri kondu AMA Adela,Barbara, Paula, olarak yetiştirildi. Anne sevgisinden mahrum kreşte yetişen çocuk bu durumda ebevynlerini huzur evine bırakmak için şimdiden gün saymaya başladı… Kreşle açılan her kapı huzur evinde gözlerini yuman ebevynlerle doldu taştı.
Aile kurumu telafisi ağır bir darbeyide buradan aldı.Yozlaşan ahlaki değer, çocuk yetiştirme kültürünü yok etti, ebevyn yerine geçen tv, radyo, internet ”çocuğu devşirme” dönemini başlattı. Bir bakıma maneviyatını yitiren müslüman, çocuğunada hiçbirşey veremez oldu. Aileden bir şey alamayan çocuk, kendini ya değerlerini katleden bir dizinin başında ya da dinini tahrif eden filmlerin etkisinde belkide en muhimi zamanını büsbütün heba eden maçların, takibinde buldu.
BU şekilde yetişen nesil; her bomba gazzeye düştüğünde, her acı; filistini bulduğunda, zalimin öfkesi mursiyi ve arkadaşlarını esir aldığında, zorbanın zulmü abdulkadir mollayı dar ağacına götürdüğünde, myanmarda sancılanan müslüman ateşe her atıldığında, ırakta işid katliam yaptığında, suriyede iç savaşlar milyonlarca müslümanı telef ettiğinde… Arap coğrafyasında dinmeyen göz yaşı sel olduğunda işte bu nesil hep sokaklara döküldü, ”Kahrolsun israil” dedi. ”Kahrolsun amerika” dedi. Sokak, işin içinde ingiliz var dedi, elalem siyonisti hedef aldı, herkes herşey söyledi. Ama fayda etmedi, zulüm arttı… esaret arttı… Sabır kalmadı acı ise dinmedi. Kendisine faydası olmayan, çocuk yetişrime kültüründe maneviyatıyla beraber değerlerinide yitiren müslümanın elbette sloganıda sadece lafta kaldı.
Ne zaman ki müslüman başa döner çocuğuna İSLAM AHLAKını öğretir kendiside bu ahlak ve maneviyatla yaşarsa işte o zaman Hayya alel-felah hakiki manada bir kurtuluş müjdesi olarak müslümanı felaha ulaştıracak, islam hakiki manada anlam bulacak inşallah.
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.




