Sisli Köyde Bir Korkunun Hikâyesi (5)

Bir korkunun hikayesi
İnsan bazı geceler, gerçeği öğrense bile korkusunu unutamıyor.

Birkaç yazıyla devam eden, bir korku hikâyesi olmaktan çok bir “korkunun” hikâyesi olan yazı serisinin hitamı olacak inşallah bu yazı.
Evet, bu bir korku hikâyesi değil, aslında bir korkunun hikâyesidir demiştik.
Önceki yazıdan hareketle; O gece gerçekten kapı tıklamasına benzeyen bir ses vardı.
Yağmur yağıyordu ve etraf zifiri karanlıktı.
Korku ile cesaretin birbirine karıştığı gecede kapım çalınmış gibi bir ses duymuştum.
Kapımı açıp baktığımda kimseler yoktu.
Kapıyı kapatıp geri döndüğümde ise sanki daha şiddetli vururcasına kapım tekrar çalınmıştı, tekrar kapıya yönelip
Kim o? Demiştim, ses yine yoktu.
Bu defa elime el feneri alıp kapıyı açtım, kimseleri göremedim.
Evin etrafına çıkıp dolaşmaya başlamıştım.
Hiç kimseler yoktu. Eve döndüm. Kapıyı kapattım sobanın yanında bir müddet bekledim.
Sobanın üstüne koyduğum güğüm bu sırada kaynıyordu.

Peki, gerçekte ne olmuştu?
Hal böyleyken kapı tıkırtısı ve Mehmet amcanın gördüğü ışık neydi?
İçeri geçtiğim zaman, sobanın yanında biraz durduğumda o kapı tıkırtısına benzeyen sesi tekrar duymuş ve sesin kaynağını çözmüştüm.
Meğerse daha önce güğüme su doldurup sobanın üstüne koyduğum zaman,
sobanın üstünde hafif bir çıkıntıya denk gelmişti, yani güğüm hafif eğik duruyordu.
Su kaynama noktasına ulaştığında ise fokurdadığı için güğümü sallıyordu, bu da sanki biri kapıyı tıklıyor gibi bir ses oluşturmasına sebep oluyordu.
Kaynama geçtiğinde ise eski pozisyonuna geri döndüğü için ses kesiliyor tekrar fokurdadığında güğümün sallanmasından ötürü tak tak tak diye ses yapıyordu.
Böylelikle bu sesi çözmüş oldum.
Ama gerçekten sanki bir insan kapının ardında kapıyı tıklatıyor hissi veriyordu. Ve bunu duymak gecenin bir vaktinde insanı ciddi anlamda ürkütüyordu.
Ya peki Mehmet amcanın gördüğü ışık neydi?
Uzaktan kumanda edilen bir oyuncak araba almıştım.
Ben odada pencere önünde, araba dışarda oynuyordum. Oyuncak dediğimde çokta oyuncak sayılan bir şey değildi. Kapıya doğru sürmüştüm sanırım Mehmet amcanın gördüğü bir vakte denk gelmişti. O gördüğü ışık, arabanın ışığıydı. Bunu da bir akşam vakti kumandayı elime aldığım zaman anlamıştım.
Evet, Trajikomik bir anının, insanın zihninde büyüyüp bir korkuya dönüşmesi tam olarak böyle bir şeydi.

İnsan bazen karanlıktan değil, karanlığın içinde büyüttüğü düşüncelerden korkuyordu.
Bir ses, bir gölge, sıradan bir eşya ya da bir oyuncak işte bazen de sobanın üstüne koyduğu bir güğüm…
Zihin korkuyla dolduğunda hepsi başka anlamlara bürünebiliyordu.
O gece kapımı çalan belki gerçekten kimse değildi.
Ama insan, korkuyu içine bir kez buyur etti mi, artık en küçük ses bile ona yalnız olmadığını hissettirmeye yetiyordu.
Belki gerçekten kapımı çalan kimse yoktu.
Belki Mehmet amcanın gördüğü ışıkta yalnızca oyuncak arabanın farlarıydı.
Ama insan bazı geceler, gerçeği öğrense bile hissettiği korkudan tam olarak kurtulamıyor.
Evet, her şeyi mantıklı bir yere oturtmuştum belki.
Mesela kapı sesi, kaynayan güğümden ibaretti.
Mehmet amcanın gördüğü ışık ise oyuncak arabanın farlarıydı.
Ama yine de, onun anlattığı o insan silueti zihnimin karanlık bir köşesinde kalmaya devam etti.
Çünkü insan bazı korkuların nedenini öğrense bile, hissini tamamen unutamıyor.
Fakat ben yine de uzun bir süre, geceleri sobanın üstündeki güğümü düzeltmeden uyuyamıyordum…
Buda böyle bir hikaye oldu…

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top