Yollar Ve Yıllar

İlk göz ağrısıydı, yıllar sonra bir gönül ağrısı olacaktı belkide, bir kız değil, kır çiçeğiydi.
Henüz daha hayata gözlerini açar açmaz başlamıştı bu çileli yolculuk. Hastalık rutin şikâyetler ölçeğinde devam ediyor, kimi zaman baş ağrısı bazense karın sancısı oluyordu.
Belli ki nazenin vücudu bu kirli dünyayı daha şimdiden kaldıramıyor, haletiruhiyesiyse bir başka dünyanın özlemi içinde kalıyordu. Günler geçtikçe yalnız kalmayı daha çok seviyor, sevdiği bu yalnızlık ile arasına kimseyi sokmuyordu. Kalabalık düşünceler, uykusuz geceler, geçmeyen günler… En çokta geceye, geçmeyen gecelerin geç vakitlerine saklıyordu kendini. Karanlığın bir başka yüzünde çırpınan ruhunu dizginleyecek bir ses arıyor, her nefeste derin bir sessizlik ve her sessizliğin içinde duyulan çığlığın boşlukta savrulan yankısında uyanıyordu. İçine sığamadığı halin ölgünlüğünde her yeni bir günü tatsız bir durgunlukta karşılıyor, kaçarcasına kendinden uzaklaşmak istiyordu. Koşar adım kendine varmak muradıydı oysa. İçinde beliren belirsizlikler yeni yeni anlamlara evriliyor,  evrilen anlamsızlıklar üstüne üstüne devriliyordu.  Yıllanmış yolların uzun soluklu seyahetlerinde anılar birikirken, her bir doktor kontrolüyle tekrar eden irkilmeler o’nu farklı iklimlere sokuyordu. Alışılması güç soğuklarda efkâr birikiyor, geçen günlerin hızında imbikten bir sızı, kalbini damla damla acıtıyordu. Ateşten notlar tutuyor, hastane köşelerinde ölümden başka bir şey görmüyordu. Yoksa ömür, ölünce mi uzuyordu? Uzun boylu koridorların penceresinden uzayan yollara dalıyordu gözleri, aklının gördükleri ile gözlerinin baktığı yollar, geride derinliği artan mazi, önünde ise sendeleyen kırılgan ati. Dönüş yolunda bir akşam vakti uzayan yollarda yorgunluk, yıllarda artan özlem, semada yağmur, cama çarpan can kırıklarıyla eve varmak; bu varlık arayışlarında bir türlü kendine varamamak. Durak durak, liman liman kaybolmak, türlü şehirlerin sahte yüzlerinde kendini bulmayı ummak, bir tren garında yönünü bilmediği rayların gıcırtısında yol almak!
Evet, umudun ardıydı tükenmişlik.
Yeni bir güne daha uyumadan uyanmak.
Ufukta kaybolan aydınlık, gözlere sinen perde, gittikçe artan karanlık, şimdi baktığı her yerde.
Tekrar eden tarifsiz bir baş ağrısı başlamıştı. Yüzünde ölüm soğuğu, gözlerinde karanlığın korkusu, göğsünde çırpınan binbir endişeyle yine bir doktor randevusunda bulmuştu kendini. Kimi zaman görme yetisini tamamen kaybeder gibi oluyor, çoğunlukla bulanık bir görüntüyle idare ediyordu. Doktorun ne söylediği önemli değildi, önemli olan duymaktı. Ve fakat bir türlü duyuramamıştı kendini, kendi iç yalnızlığına. Şiddeti artan ağrılar düşüncelerinde değişikliğe neden olmuştu, korkuyordu. Büsbütün neşesi kaçmış bir çiçek solgunluğuydu yüzü. Gözlerinde buğulu bir görüntü, göğsünde ise cehennemi taşıyordu. Her zaman ki gibi değildi her gelişi, her geliş yerini tedirgin bir bekleyişe doğru itiyordu. Bu bekleyişler başka şeylerin habercisi gibiydi, cesaret edipte soramıyor, soramadığı soruların sorgusunu kendi içinde yapıyordu. Mevsimler geçiyor, günler günleri kovalıyordu. Uçsuz bucaksız ovalarda kelebekler uçuşuyor, bir dağ yalnızlığında kır çiçeği kıyameti yaşıyordu. Korktuğuyla yüzleşmek hakikatini, vuslata kavuşmak gibi bir sıcaklıkla karşılıyor, görünmeyeni görme erdemiyle dilinden dökülen son sözlerle sonsuzluk kervanına katılıyordu. Son baharın ilk adımlarında, güzün gündüzünde, bir eylül sabahı ıssız ve zamansız gelen bir ölümle göçtü bu dünyadan.
Elbette ki ölüm her zaman için zamansızdı.
Elbette ki yollarında ayrı bir dili yıllarında farklı bir hikâyesi vardı.
Ve elbette ki bu dünyadan geçerken, geçmeyecek anılar bize kaldı.
Binbir rahmetle. 03.09.2023
https://i.hizliresim.com/k3whc9v.png

Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.

“Yollar Ve Yıllar” için 2 yorum

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top