16.04.2010 yılında kutlu doğum münasebetiyle üniversite öğrencilerine yönelik arkadaşlarla beraber kutlu doğum programı düzenledik.
Anmayı değil “anlama”yı ön planda tuttuğumuz bir etkinlikti.
Acemiydik… Yeniydik… Tiyatronun “T” sinden bile anlamayan insanlardık.
Tiyatorunun konusuna kısaca değinmek gerekirse; iki arkadaş “Kutlu doğum haftası” münasebetiyle sokağın nabzını tutmak ister, insanlar bugünü nasıl biliyor “kutlu doğum” denildiğinde insanlar ne anlıyor diye halka daha doğrusu üniversite öğrencilerine sormaktalar. … …
Mühim bir mesele, O’nun doğumunu anlamak. O (s.a.v) doğmadan evvel o zamanın halkını, ortamlarını, hangi şartlar altında yaşadıklarını bilmek ve günümüzle mukayese etmek. O zaman putlar vardı heykellerden helvalardan… Şimdi de internet… TV… Diziler… Filmler… Var. 90 dakika boyunca seyre daldığımız maç programları var. Günümüzü geçirdiğimiz cep telefonları var. Bedenlerimizi sergilemeye doyamadığımız “ene” egosu var. Ne de çok put var, putlar var, putçuklar var…
Her yıl bir önceki yıllara nazaran daha coşkuyla kutlanan etkinlikleri gözden geçirmemiz gerekiyor. Dışımızı son derece süslü gösterip içimizi kocaman boşluklarla doldurmaktan öteye geçemiyoruz.
Sloganik cümlelere sıkıştırılmış bir din değildir İSLAM! Tam aksine başlı başına bir hayat nizamıdır.
Bu hayat ölçüsünü iyi idrak etmeli efendimizin yaşantısını da hayatın ölçüsü bilip ona göre hareket etmeliyiz. Başka türlü kutlamalar faydasız, tıklım tıklım dolan salonlar ise anlamsızdır.
Ara sıra uğra.
Burada yeni şeyler yazılıyor.



Valla ne desem bilemiyorum…